Türk Reçetesi Türk İnsanlık Devrimi // Sır Mensur Şiirler // Büyük Önder Atatürk ruhu Önder Karaçay
"Anladım ki aidiyet duygumuzu zayıflatmak isteyenler örgütlü çoğalmışlar,
O zaman yeni bir reçeteye mi ihtiyaç vasıl olmuştur?
Şirk kökünden gelenler, ahtapotun kolları gibi,
Kapımızın önüne kadar gelmişlerse veya gelmelerine izin vermişsek,
Cebimizde dolaşan el canı ne kadar istiyorsa o kadar aldığını görmüyor veya görmek istemiyorsak,
Sosyalleşeceğiz diye sosyal olmakla alakası olmayan ağların tek amacının,
Reklam ve satış olduğunu anlamamışsak ve bu ağlara gönüllü ve kışkırtmalarla düşmüşsek,
Sosyal medyanın uyuşturucu virüsüne, başkaları lehine eğer alet olmaya devam edeceksek,
Burada kendimiz adına kendimiz lehine dönüşecek mücadeleler vermeyeceksek,
Kendi milli ve ahlaki akıl, bilim üreten teknolojilerle,
Milli internet ağı ve çok sıkı denetlenebilir kendimize özgü,
Bizi bize bağlayan ağları kuramamışsak ve bize dayatılan ağların içine düşüp çıkamamışsak,
Ekonominin bir kumardan ibaret olmadığını anlamamışsak,
Hatta anlayanların da kötü niyete hizmet etmelerine engel olmamışsak,
Yazılı, görsel ve sanal medya terörüne karşı yeterli tedbir almamışsak,
Esnafımızı korumak yerine küresel şirketleri alış veriş merkezi adı altında,
Niyeti kötü merkezlerin çıkarına, küresel şirketlerin esnaf olmalarına göz yummuşsak,
Kendi içimizden çıkardığımız ve milli sermaye sandıklarımızı da bu niyetlere kaptırmışsak,
Hedefin aslında Türk Milleti olduğunu anlamamış, söyleyememişsek,
Zaman zaman askerlerimizin de darbelere alet olarak, kötülerle işbirliği yaparak,
Vatan ve millete zarar vermelerine izin vermişsek,
Eğitim ve öğretimi milli olmak ülküsünden uzaklaştırarak niyeti belli olmayan merkezlerin,
Talepleri doğrultusunda kalıba basar gibi insan yetiştirdiğimizi sanmışsak,
Ve bunu birde cebimizden para ödeyerek gönüllü yapmışsak,
Ekonominin kalbine giden damarlar olan başta bankalarımız olmak üzere,
Stratejik kurumlarımızı satarak, üretim yapan fabrikalarımızı ya kapatarak,
Ya da sattıktan sonra kapatılmalarına göz yumarak üretimi bitirip, işsizliği artırarak,
Toplumu açlık, sefalet, borç, tüketim gibi sadakaya muhtaç hale getirmişsek,
Edebiyatımıza, kültürümüze, sanatımıza, tiyatromuza, folklorumuza, türkülerimize,
Sahip çıkmayarak ve bu değerlerimizi gelecek kuşaklara aktarmamışsak,
Sanki teknolojik aletler insan için değil, insan teknolojik aletler için üretilmiş gibi,
Bir algı üreten ve ruh öldüren bu bağımlılığın içine çocuklarımızı kendi ellerimizle atmışsak,
Hatta teknolojinin hem işsizlik ürettiğini, hem satanlara daha fazla para kazandığını,
Ve çok çabuk çöp olup atılarak paramızın heba olduğunu görmemişsek,
Dünya bu yöne gidiyor gibi nereye gittiğimizi anlayamadığımız bir trenin vagonuna binmiş gibiysek,
Dünya uçuruma gitse biz niye gidiyoruz kendimize sormamışsak,
Kendimizi uçurumun bir kenarına gelmiş gibi hissettiren duygular yaşamaya başlamışsak,
Tehlikeleri görmek yerine, tehlikeyi beslemenin yollarında,
Kendimizi harcadığımızın farkına varmamışsak,
Tarihimizi insanımıza doğru bir şekilde öğretmediğimiz gibi, öğrenmemişsek,
Bizimde aslında bir tarih yazdığımızın farkında olmadan yaşadığımızı anlamamışsak,
Tarihin diyalektiğinin bizi nasıl yazacağını hiç düşünmemişsek,
Üretmemiş, tembellik etmiş, borçlanma ve rahatlık tuzağında atalete düşmüşsek,
Bizi milli değerlerimizle yönetecek içimizden birini, bir ekibi çıkarmayı becerememişsek,
Cumhuriyetimizi yani özgürlüğümüzü koruyan sigortaya helal getirmecek tedbirleri almamışsak,
Demokrasi adına yalanlara inanmış, kanmış hatta bu yolda yol olmuşsak,
Yeteri kadar okumadığımız, okuma alışkanlığı kazandırmadığımız için,
Gençlerimizin ve insanlarımızın sorgulama yeteneklerinin gelişmediğini,
Okuyanların da milli bilinç yoksunu ve belli niyetlerin hizmetinde çıkara gittiklerini görmemişsek,
Bu halimizle kendimizi aydın sanmışsak,
Bizi kandıranlara alet olan çıkar adına konuşan aydın sandığımız insanlara kanmışsak,
Bu bizi yakıp kavuran ahlaksız sistemleri savunanları konuşturup, onlara inanmışsak,
En son kendimizi anlayıp, başka insanları da yaşananları anlamaları konusunda çaba göstermemişsek,
Şapkayı önümüze koyma vaktini bile kaçırmak üzere olduğumuzun fakında değilsek,
Reçetemiz Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi varken bile,
Yeni bir anlamsız reçeteye kendimizi mahkum etmişsek,
Yeni reçetenin hem yazılmasının, hem de uygulanmasının ne kadar zor olacağını görememişsek,
Reçeteye reçete yazarak mı kurtulacağız bu hastalığımızdan?
Son söz;
“Reçetenin yüz yıl önce yazılmış olduğunu ve bizim sorunumuzun emanete sahip çıkamama gaflet ve delaleti içine düştüğümüzü görmemiş, görememiş olduğumuzla yüzleşmek olduğunu artık öğrenmek zamanıdır.
O zaman yeni bir reçeteye mi ihtiyaç vasıl olmuştur?
Şirk kökünden gelenler, ahtapotun kolları gibi,
Kapımızın önüne kadar gelmişlerse veya gelmelerine izin vermişsek,
Cebimizde dolaşan el canı ne kadar istiyorsa o kadar aldığını görmüyor veya görmek istemiyorsak,
Sosyalleşeceğiz diye sosyal olmakla alakası olmayan ağların tek amacının,
Reklam ve satış olduğunu anlamamışsak ve bu ağlara gönüllü ve kışkırtmalarla düşmüşsek,
Sosyal medyanın uyuşturucu virüsüne, başkaları lehine eğer alet olmaya devam edeceksek,
Burada kendimiz adına kendimiz lehine dönüşecek mücadeleler vermeyeceksek,
Kendi milli ve ahlaki akıl, bilim üreten teknolojilerle,
Milli internet ağı ve çok sıkı denetlenebilir kendimize özgü,
Bizi bize bağlayan ağları kuramamışsak ve bize dayatılan ağların içine düşüp çıkamamışsak,
Ekonominin bir kumardan ibaret olmadığını anlamamışsak,
Hatta anlayanların da kötü niyete hizmet etmelerine engel olmamışsak,
Yazılı, görsel ve sanal medya terörüne karşı yeterli tedbir almamışsak,
Esnafımızı korumak yerine küresel şirketleri alış veriş merkezi adı altında,
Niyeti kötü merkezlerin çıkarına, küresel şirketlerin esnaf olmalarına göz yummuşsak,
Kendi içimizden çıkardığımız ve milli sermaye sandıklarımızı da bu niyetlere kaptırmışsak,
Hedefin aslında Türk Milleti olduğunu anlamamış, söyleyememişsek,
Zaman zaman askerlerimizin de darbelere alet olarak, kötülerle işbirliği yaparak,
Vatan ve millete zarar vermelerine izin vermişsek,
Eğitim ve öğretimi milli olmak ülküsünden uzaklaştırarak niyeti belli olmayan merkezlerin,
Talepleri doğrultusunda kalıba basar gibi insan yetiştirdiğimizi sanmışsak,
Ve bunu birde cebimizden para ödeyerek gönüllü yapmışsak,
Ekonominin kalbine giden damarlar olan başta bankalarımız olmak üzere,
Stratejik kurumlarımızı satarak, üretim yapan fabrikalarımızı ya kapatarak,
Ya da sattıktan sonra kapatılmalarına göz yumarak üretimi bitirip, işsizliği artırarak,
Toplumu açlık, sefalet, borç, tüketim gibi sadakaya muhtaç hale getirmişsek,
Edebiyatımıza, kültürümüze, sanatımıza, tiyatromuza, folklorumuza, türkülerimize,
Sahip çıkmayarak ve bu değerlerimizi gelecek kuşaklara aktarmamışsak,
Sanki teknolojik aletler insan için değil, insan teknolojik aletler için üretilmiş gibi,
Bir algı üreten ve ruh öldüren bu bağımlılığın içine çocuklarımızı kendi ellerimizle atmışsak,
Hatta teknolojinin hem işsizlik ürettiğini, hem satanlara daha fazla para kazandığını,
Ve çok çabuk çöp olup atılarak paramızın heba olduğunu görmemişsek,
Dünya bu yöne gidiyor gibi nereye gittiğimizi anlayamadığımız bir trenin vagonuna binmiş gibiysek,
Dünya uçuruma gitse biz niye gidiyoruz kendimize sormamışsak,
Kendimizi uçurumun bir kenarına gelmiş gibi hissettiren duygular yaşamaya başlamışsak,
Tehlikeleri görmek yerine, tehlikeyi beslemenin yollarında,
Kendimizi harcadığımızın farkına varmamışsak,
Tarihimizi insanımıza doğru bir şekilde öğretmediğimiz gibi, öğrenmemişsek,
Bizimde aslında bir tarih yazdığımızın farkında olmadan yaşadığımızı anlamamışsak,
Tarihin diyalektiğinin bizi nasıl yazacağını hiç düşünmemişsek,
Üretmemiş, tembellik etmiş, borçlanma ve rahatlık tuzağında atalete düşmüşsek,
Bizi milli değerlerimizle yönetecek içimizden birini, bir ekibi çıkarmayı becerememişsek,
Cumhuriyetimizi yani özgürlüğümüzü koruyan sigortaya helal getirmecek tedbirleri almamışsak,
Demokrasi adına yalanlara inanmış, kanmış hatta bu yolda yol olmuşsak,
Yeteri kadar okumadığımız, okuma alışkanlığı kazandırmadığımız için,
Gençlerimizin ve insanlarımızın sorgulama yeteneklerinin gelişmediğini,
Okuyanların da milli bilinç yoksunu ve belli niyetlerin hizmetinde çıkara gittiklerini görmemişsek,
Bu halimizle kendimizi aydın sanmışsak,
Bizi kandıranlara alet olan çıkar adına konuşan aydın sandığımız insanlara kanmışsak,
Bu bizi yakıp kavuran ahlaksız sistemleri savunanları konuşturup, onlara inanmışsak,
En son kendimizi anlayıp, başka insanları da yaşananları anlamaları konusunda çaba göstermemişsek,
Şapkayı önümüze koyma vaktini bile kaçırmak üzere olduğumuzun fakında değilsek,
Reçetemiz Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi varken bile,
Yeni bir anlamsız reçeteye kendimizi mahkum etmişsek,
Yeni reçetenin hem yazılmasının, hem de uygulanmasının ne kadar zor olacağını görememişsek,
Reçeteye reçete yazarak mı kurtulacağız bu hastalığımızdan?
Son söz;
“Reçetenin yüz yıl önce yazılmış olduğunu ve bizim sorunumuzun emanete sahip çıkamama gaflet ve delaleti içine düştüğümüzü görmemiş, görememiş olduğumuzla yüzleşmek olduğunu artık öğrenmek zamanıdır.
http://kayit.antoloji.com/islem/gateway/sair/default.asp?sair=103742

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder