Atatürk Açtığı ve Kapatılan Üç Fabrika, Beykoz Gerçeği, Tayinim ve İşten Çıkarılmam // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay
İstanbul Beykoz ilçesi Türkiye Cumhuriyetinin ekonomi ve sanayisi için 1923 sonrası en büyük katkıyı yapan ilçemiz olmasına rağmen 12 Eylül öncesi 24 Ocak kararları ile milli ekonomiyi çökertmek isteyen gizli derin devlet işbirlikçileri siyaset ve askerlerle birlikte vatana ve millete ihanet ederek 12 Eylül 1980 darbesi ile aslında üçüncü dünya paylaşım savaşının da aslında başlatan hainler olarak tarihe geçtiler.
1980 sonrası iktidara alkışlar ile taşınan ihanet küreselleşme ve özelleştirme ile fabrikaların vatan ve millete yük olduğunu derin devlet operasyonlarıyla gazete ve televizyonlarda halkı buna inandırarak 2001 yılı krizi ile 20’den fazla bankamızı yabancılara bedavaya satmak ve alan açmak için oynanan oyun 28 Şubat ihanet gömleği değişikliğine sermaye derin devleti desteği sonucu bugünlere gelinmiştir.
Üretim bankacılığı konusunda ihtisasım olmasına rağmen 2002 yılından itibaren şube müdürü olduğum 2007 yılına kadar yine üretim bankacılığı yaptım. 2007 yılında şube müdürü oldum. 2008’de Amerika ve Avrupa’da finans sistemi battı. Batma sebebi kredi kartı ve bireysel kredilerdi.
O tarihten sonra Amerika ve Avrupa karşılıksız para basarak bu paraları kanunla korunmuş tefecilik sistemi borsa aracılığıyla banka karakolları kullanılarak Türk Milleti kredi, kartı, bireysel kredi, sigorta ve komisyonla adeta soyuldu.
Üretimi küresel tekellere terk eden ülkeyi yönettiğini zanneden zihniyet 90 yıllık birikimleri sattı ya da kapattı.
Para dahil her ürünü ithal eder olduk. Hem kalitesiz, hem pahalı hem köle eden sitemin esiri etmeye kalktılar Türk Milletini.
Bankalar yabancıların eline geçmiş, borç, teknoloji ve tüketim bataklığı inşaat destekli ithalat, borç ve tüketimle yürümeyeceği, işsizlik çoğalacağı ortadayken kendi bindiği dalları kendileri kestiler.
Amerika ve Avrupa bankaları kendi düştükleri batağa ülkemiz bankalarını da dahil ettiler.
Şimdi uzatmaları oynuyorlar. Yeni bir 28 Şubat peşindeydiler.
10 Kasım 2010 tarihinde Akbank Kartal Soğanlık Şubesinde başarılı olmama rağmen istifaya zorlamak amacıyla gidiş geliş mesafesi 98 km olan neredeyse şehirler arası tayinle Beykoz Şubesine tayin ettiler.
Soğanlık Şubesinde nasıl direndim, hata yapmadım ve açık vermediysem, aynı çabam Beykoz Şubesinde de sürdü.
Beykoz Şubesine gider gitmez ilçenin ekonomisi araştırdım.
Beykoz merkezde bulunan ve ekonomisi tamamen Atatürk zamanında kurulan Tekel, Kundura Fabrikası ve Şişe Cam Fabrikaları kapatılmış. Burada çalışan ve dolaylı çalışan herkes işini kaybetmiş. Aynı fabrikalardan bir tek Şişe Cam başka fabrikalarında iş verdiği çalışanlarını başka illere taşımız, Tekel ve Kundura Fabrikası tamamen işsiz kalmıştır.
İlçenin nüfusu gece nüfusuna dönüşmüş. Avrupa yakası ve Anadolu yakasında Kadıköy ve Ümraniye vb ilçelerden iş bulanlar buralara gidip gelmekteydi.
Geride küçük esnaflardan başka kimse yoktu.
Beykoz Konakları taraflarında paralı zenginler olmasına rağmen banka buralara şubeler açmışlardı. Neredeyse her mahallede bir şube vardı.
Ayrıca Beykoz şubesinin önemli müşterilerinin adresleri şubenin çok yakınında olmasına rağmen bu müşterileri Kavacık gibi uzak şubelere devretmişlerdi.
Rekabet içerisinde 7-8 banka şubesi birbiriyle rekabet içinde bireysel bankacılık ile birbirinden müşteri çalarak ve kanunla korunmuş kredi kartı ve bireysel kredi tefeciliği adına iş yapıyorlardı.
Bunun sonu olmayacağı o günlerden belliydi. Kimin parası, neyin karşılığında kime ve ne için dağıtılıyordu?
Borç borçla karşılanıyordu.
2b Arazi çalışması esnasında da insanların kredi almak için geldiklerinde anlattıkları inanılmaz bir rezaleti ortaya koyuyordu.
Bu iktidarın 28 Şubat ile gömlek değiştirmeden önceki dahil oldukları parti zamanında hazine arazisinde oturan Beykoz halkına oy karşılığı gün gelecek biz iktidara gelirsek size tapularınızı vereceğiz sözü verilmiş, ayrıca yine oy alınması için bu kişilere Belediye her ay 300-TL gibi yardım çeki dağıttıklarını söylüyorlardı.
Bir gün şubeye bir zengin geldi. Şubem İstanbul Boğaz manzaralı tekti. Manzara baktı ve dedi ki bir gün burada oturanların hiçbiri burada kalmayacak. Nasıl dedim?
Bunların ne hakkı var? Boğaz manzarası seyretmeye. Hepsinin elinden alınacak dedi.
Neredeyse 10 Kasım 2010 – 12 Eylül 2012 tarihleri arasında yaşadıklarım her öğrendiğim beni şok ediyordu.
İstikrar sürsün diye halk zulme oy verdiğinin farkında değildi. 300-TL ve tapu alacağız sözüne ülkemizin başına bu felaketin gelmesine yol açan ihaneti destekliyorlardı.
Ben işten ayrıldığımda 2b başvuruları ve kredi imkanları tartışma aşamasındaydı. 2014 yılında basından takip ettim. Bu çek alan ve arsalarını kaybedenler Belediye önünde isyan ediyorlardı.
Atatürk kurduğu milli ekonomi yerine kötü niyetine ilkeye ve Türk Milletine ihanet edenlere yetki verilmişti.
Bugünde bu fatura şimdi herkes ödeyecek.
Bunun ağır bedelini oy verenlerin çekmesi gerekirken böyle bir ayrım yapılamamakla birlikte oy vermeyen, hatta sandığa gitmeyen ve hiç suçu olmayan en haklılar bile çekmektedir.
Her iş sermaye+siyaset oyunlarıyla dönüyordu.
Bir gün bir müşteri geldi. Yabancı parasını vadeli mevduata yatırmıştı. Parasını çekmek istedi? Sordun neden çekiyorsunuz diye? Sizin bankanız haram faiz veriyor, yandaki malum banka helal faiz veriyor dedi. Gerçekten buna inanıyor musun? Dedim! Evet dedi, faiz helal ve haram olarak tartışılıyordu.
Bir başka hikayeyi şiire dönüştüm. Şiir sigaradan daha tehlikeli olduğu için özellikle şiirle yükleniyorum.
Yedi Ekmek // Yaşanan Gerçeklerin Mensur Şiirleri // Önder Karaçay
| ||
Atatürk’ten dinsiz yalanı ile intikam alanların tanrısı put paraydı. Bunun için herkesi kullanıyorlar ve harcıyorlardı.
Allah’ın ve Atatürk’ün askeri ve sırrı için ömrünü nöbetle feda eden Önder Karaçay’ı unutmuşlardı, hatta kendilerini bitirmek için bütün yanlışları yapmışlardı.
İşte böyle bir ateşin içinden yanmadan çıktım ve o ateşi şimdi çıkaranların üzerine en haklı sebeple attım. Yanıyorlar, canlı helak zulmü ve insanlığın son ibreti ile yanıyorlar.
Yaptıklarını yaşamadan ölmeyecekler ve ne kadar bu cezayı çekeceklerini Allah bilir.
Çırpınmak bir canlı helak belirtisidir.
Kazanan haklı olmuştur, adil olan kazanmıştır, haksız olan, zalim olan, zulüm yapanlar haklı olarak kaybetmişlerdir.
Türk Adalet sistemi işte bu zalimlik yaşasın diye baskı altına alınmıştır.
Yalnız Önder Karaçay Mobbing Bank Türk Fırtınası Nutuk sonrası devrim kitabıyla dedi ki;
“Zulüm ilk çıktığı adrese geri döner ve başlatanı bitirir.”
Önder Karaçay

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder