15 Şubat 2016 Pazartesi

Yalan Kurnazlık, Dürüst Olmak Ahlak, Her İkisi de Cesaret Gerektirir. // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay


Yalan Kurnazlık, Dürüst Olmak Ahlak, Her İkisi de Cesaret Gerektirir. // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay
Doğru bir karar alabilmek için insanda öncelikli iki hasletin bulunması gerekir;
  • Ahlak
  • Cesaret
Kurumlarında vicdanı yöneten insanlar olduğuna göre kurumlarda da doğru bir kararda aranması gereken bu iki haslettir.
Eğer kararın yanlışlığı ortaya çıkmışsa o kararda da iki husumet vardır;
  • Ahlak Yoksunluğu
  • Cesaret
Doğru ve yanlış kararlarının her ikisinde cesaret olması kimseyi yanıltmamalıdır. Cesaretin arkasını neyin beslediğine bakmak gerekir. Cesareti ahlak mı besliyor? Yoksa ahlak yoksunluğu mu besliyor?
“Tarihin her devrinde büyük başarılar, zor mücadeleler gerektirir.” / Önder Karaçay
“İnsan insanın giysisidir. Birbirlerinin ayıplarını örtebilirler. Ayıbı örtülmemesi gerekenler insanlara zulüm yapanlardır. Çünkü ayıplarını örttükçe zulümlerini artırırlar.” / Önder Karaçay
Bir insan zekasını değil kurnazlığını niyetine dönüştürünce yalandan kendini kurtaramaz. Dürüst insan olabilmek için ahlaklı olmak gerekir. Ahlaklı insanda zaten kurnazlık olmayacağı için yalan da olmaz.
Yalancı insanlar kendi kötü niyetlerini örgütlemek ve bu yalanla insan kandırıp kandırılanlar bu kötü niyet cehaletini örgütleyerek kendilerinin çok doğru ve dürüst olduklarını da sürekli söylemekten geri çekinmezler.
Yaptıkları ile söyledikleri çelişse bile örgütlü cehalet bir kere taptığı için bu şeytani gidiş çok başarılı ve hiç bitmez sanılır.
Oysa Türklerin bir özelliği vardır;
Biz ne kimsenin sırtına basarız, ne kimsenin sırtımıza basmasına izin veririz.”
“Düşeni düşürenler bir gün hiç kalkamayacakları bir şekilde düşecekler.”
İşte mahşer tufanı ile zalimler CANLI HELAK ile kendi cehennem ateşlerinin içinde kendi yaptıklarıyla düştüler.
Bakın kimseyi suçlayamıyorlar. Çünkü işsiz bir Türk genci kendileri hakkında herkesin bildiğini kimse söyleyemezken çıktı cesurca kitabını yazdı ve 45 yıllık sırrını açıklayarak çağı değiştirdi.
Kolay değil batanlar daha rüyadan uyanamadılar.
Ne demiş atalarımız;  “bir musibet bin nasihatten daha iyidir”
İşte ilahi tecellinin insanlığın sonuna kadar geçerli olacak Firavun ibreti sonrası ders almayan zalimliğe son ibreti dünyaya cehennem gelmesi ve CANLI HELAK olanların kendi yaşattıkları sebebiyle kendi hayatlarının cehenneme döndüğü an yaşanmış ve zalimler ortaklarıyla birlikte adeta felç olmuşlardır.
Bunu savaş manevralarını çözemez.
Zalim taşeronları ve soytarılarına bir sözüm var; “Sen kör olabilirsin, görmek istemeyebilirsin, niyetin başka değilse göreni niye suçluyorsun.”
Bu zahmete neden katlandığımı ve gönüllü olduğumu çoğu merak edebilir. Benim bir sırrım gereği 45 yıllık yaşantım Atatürk’ün eserinin nöbetçisiydim. Günü geldiğinde o fırsatı kullanarak bu eşsiz eseri sonsuzluğa taşıyarak işi yapacaktım. Kitabımla bunu başardım. Bundan sonra yaşanacak olanlar beyhude kürek çekme girişimleri olacak olup, imtihanım imanım kadar büyük ve iman Allah’a olduğu için, Allah’tan dünyada kimse büyük olmadığı için bütün zalimler ve şer projeleri, örgütleri niyetleriyle yenilmiş ve tarihin çöplüğüne atılmışlardır.
Hayatın zahmetleri olmazsa biz hayatın bize verdiği haklara ulaşamadığımız gibi birde kendi hakkımızı kendimiz korumadığımız için kaybederiz.
“Gerçek insanın gözüne batana kadar insan kördür. Kör olmasaydı yaşadığı gerçeği yaşarken anlardı.”
“Her damla kendini tamamlamadan damlayamaz. Bir insanın olması gereken hali bir damla kadar hazırlıktır aslında. Hayata damlamak gerekir damdan düşer gibi olmamak için. Hayatı damlalar gibi süzerek yaşamak gerekir.”
“Gidebildiğin yere kadar gidebilirsen ancak ondan sonra daha ilerisini görebilirsin. Bulunduğun yerden görebileceğin yer ancak harekete geçtikten sonra gidebildiğin yerdir. Hayat kolay değildir. Hayat hem bir sahnedir, hem bir satrançtır.”
Mark Twain’in; “Gerçeği ancak insanlar öldükten ve üzerinden uzun zaman geçtikten sonra öğrenebilirsiniz.”
İnsanlık bu sebeple büyük kayıp ile hayatını tamamlar.
Israrla gerçekleri anlatıyorum, suçlular karşıma bile çıkamıyorlar, insanların çoğu yine korkak ve o zalimlere meyilli duruyorlar şahsi çıkarlarını düşünerek.
İnsan şahsi çıkarına çok çabuk yenildiği için köle olması kolaylaşır.
Bu çok iyi değerlendiren köle zihniyeti köleleri bu sebeple ham yaparlar.
“Emeği ile hayatını kazanan insanların bekasını düşünmeyen işverenin bir bekası olmaz.”
İşveren bu ülkede Türk Milletidir. İşi millet verir. Gerisi görevlidir. Görevini yapmayanlar çekip gider, yapanlar gelir. Bu sırdır. Düşünün.
Son iki söz kitapta bu şekilde yazılıdır. Bugünlerin yaşanacağını o gün söylemek istedim. Şifreleri bunlardı. Sonra ne derin devlet adına gizli ve kirli ilişkileri ortaya çıkan Mustafa Koç ölmeden önce aynı holding ortağı Ali Koç neler demişti;
“Çocuklarımın geleceğinden endişeliyim, bir gün biri çıkaracak hepimizi bitirecek, kapitalizmi biz yanlış anladık ve uyguladık.”
Bütün bunların sebebi kitabımdı. Yaşananlar ortada. Kitaptan devam ediyorum;
Çin atasözü der ki; “gemiyi yüzdüren de sudur, batıran da sudur.” Bende diyorum ki; “İnsan hem gemidir, hem de sudur.”
Rahatını terk eden gayretliler gelecek sizi bekliyor, siz gitmiyorsunuz. Hadi kalkın geleceğe gidiyoruz.   
Ülkemiz 1950 yılından bu yana iki türlü hedef alınmıştır. Atatürk’ün ölümü fırsat bilinmiş içimizden birileri de bu haksız kervana katılmışlar.
  • Müslümanlıktan uzaklaştırmak
  • Türlüğünü insanlara unutturmak
Ilımlı İslam diye bir saçmalık nereden çıktı? Belli yerlerde ılımlı Müslüman bulabilirisiniz. Yalnız ılımlı Türk ve Müslüman bulmak imkânsızdır.
Dünyada satılmayan tek yürek Türk yüreğidir bilir misiniz? Türklerin on beş bin yıllık tarihini bilenler çok iyi bilirler.
“Ayıpları kapatmakta gece gibi olursak sürekli karanlıklarda kalırız, gündüz gibi olursak aydınlığa kavuşuruz. Ayıpları aydınlığa çıkaracağız. Çok karanlıkta kaldılar. Yeter artık.”
“Batıyı da kullanan bitmiş, çakma put kültürünü içimizde yaymaya çalışanlar bir gün bitecektir.”
 “Biz Türklerin vatan ve özgürlükten başka kaygısı yoktur. Parasız yaşarız, fakir yaşarız, yalnız esir ve boyun eğerek yaşayamayız. Birde dayatmayı sevmeyiz ve bu konuda çok öfkeliyiz. Bizi bu konuda zaafa düşürerek esir alacağınızı, işbirlikçilerinizle düşünüyorsanız önce sizin düştüğünüz esaretten kurtulmanız lazım. Özgür olmayanların özgürlükten anlama ve değerini bilme şansları yoktur.”
“Niyeti bölmek ve parçalamak olan yirminci yüzyılın emperyalist devletlerinin 1920 tarihinde kurulmuş düşünce kuruluşlarına yirmi birinci yüzyılda üye olanlar (2009) beni vatanımda işimden çıkaramayacakları gibi kendileri işlerinden olacak sürece girerler. Çünkü zulüm başladığı yere döner ve başlatanı bitirir.”
Bir Çin atasözü der ki; “Geçmişi bilmek istiyorsanız, bugün ki şartlarınıza bakmalısınız. Eğer geleceğinizi görmek istiyorsanız, bugün ki yaptıklarınıza bakacaksınız.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder