II. Abdülhamit Zamanı 33 Yıllık İstibdat Devri Gibi, Türkiye Cumhuriyetinin 35 Yıllık İstibdat Devri Türk Devrimi İhanetin Ortaya Çıkmasıyla Başlamış ve Zulüm Yine Bitiş Sürecine Girmiştir. // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay

II. Abdülhamit Zamanı 33 Yıllık İstibdat Devri Gibi, Türkiye Cumhuriyetinin 35 Yıllık İstibdat Devri Türk Devrimi İhanetin Ortaya Çıkmasıyla Başlamış ve Zulüm Yine Bitiş Sürecine Girmiştir. // Türk Devrimi Yazıları // Önder Karaçay
Hem bu vatan bizim diyeceksiniz, hemde vatana ve millete ihanet eden iktidar ve muhalefet siyasetinin sembol ve sloganlarını kullanacaksınız. Bu zihniyetler kesinlikle yanlış yoldadırlar ya da başka niyete hizmet adına fitne ve fesat içerisindedirler. Türkiye Cumhuriyetinde 12 Eylül 1980 ihanetiyle başlayan istibdat süresi bitmiştir.
Nasıl ki Osmanlı tarihinde 2.Abdülhamit 33 yıllık istibdat ile Türk Devrimi sonucu bittiyse son 35 yıllık istibdat devri de Türk Devrimi başlayarak ihanetin belgeleri ve çocuklar bile konuşacak vaziyete gelmişse bitmiştir.
“Birde bakmışsınız siz bir Abdülhamit beklerken tarih size bir Mustafa Kemal göndermiş.” // Prof. Dr. İlber Ortaylı
Bugün tarih bilmeyen veya derin tarih yalancıları halkı kandırmaya devam ettikleri için gerçekleri yazmak başa düştü.
Birinci ve İkinci Meşrutiyet Nedir?
Abdülhamit Sultan Abdülmecid’in oğludur. Henüz 10 yaşındayken annesi Tirimüjgan Sultan ölünce, bakımını Abdülmecid’in diğer çocuksuz eşi Piristû Kadın Efendi üstlendi. Piristû Kadın Efendi, Abdülhamid’i kendi çocuğu gibi büyüttü. Babasının ölümünden sonra yerine geçen amcası Abdülaziz diğer şehzadelerle birlikte Abdülhamid’in eğitimiyle de yakından ilgilendi. 1867 yılında çıktığı Avrupa gezisine Abdülhamid’i de beraberinde götürdü.
Padişahların anneleri nedense hiç Türk ismi yok. Eğitimleri yabancı ülkelerde. Bugün Arap Kralları ile karşılaştırın aynısı.
Tahta çıkışı ve Birinci Meşrutiyet
Meclis-i Mebusan’ın açılışı, 1876
Amcası Abdülaziz’in 1876’da tahttan indirilmesi ve şüpheli koşullarda ölümü, ağabeyi V. Murat’ın tahta geçirildikten üç ay sonra ruhsal çöküntü geçirdiği iddiasıyla tahttan indirilerek Çırağan Sarayı’na hapsedilmesi olaylarına tanık oldu. 31 Ağustos 1876’da padişah ilan edildi ve 7 Eylül günü Eyüp’te kılıç kuşandı. Ağabeyinin yerine tahta geçirildikten sonra, her iki saltanat değişiminin mimarı olan Mithat Paşa’yı sadrazam yaptı.
Abdülhamid tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu büyük bir bunalım içindeydi. 1871’de Âli Paşa’nın ölümünden sonra saray ile Bâb-ı Âli arasındaki çekişme alevlenmiş, 1875’te devlet borçlarını ödeyemez hale düşerek Muharrem Kararnamesi ile moratoryum ilan etmiş, Rusya’nın başını çektiği Panislavizm akımının etkisiyle Balkanlar’da ulusal ayaklanmalar baş göstermişti. Yurt içinde meşrutiyet yanlısı görüşler güçleniyor, hatta padişahlığın tasfiyesiyle cumhuriyet ilânı fikri tartışmaya açılıyordu.
Abdülhamid, tahta geçmeden Mithat Paşa’ya verdiği taahhüt uyarınca 23 Aralık 1876’da, ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-ı Esasî’yi ilan etti.Meclis-i Mebusan ve Ayan Meclisi üyelerinden oluşan ilk meclis 19 Mart 1877’de açıldı. Böylece I. Meşrutiyet dönemi başladı. Padişah ile meclisin ülkeyi birlikte yönetmesi ilkesine dayanan anayasayla yargı bağımsızlığı ve temel haklar güvence altına alınmasına rağmen egemenliğin esas kaynağı yine padişahtı. Abdülhamid, Kanun-ı Esasî’nin 113. maddesiyle kendisine tanınan “idari sürgün yetkisi”ni kullanarak, daha meclis toplanmadan Mithat Paşa’yı sürgüne yolladı.
Padişah herkesi Anayasa ile iki dudağı arasına almıştı.
Balkanlarda karışıklıklar ve uluslararası ortam
II. Abdülhamid, Osmanlı Devleti’nin en bunalımlı günlerini yaşadığı bir dönemde 31 Ağustos 1876 tarihinde tahta çıktı. Abdülaziz döneminde (1861-1876) 1875 yılında başlamış olan Hersek İsyanı ve Bulgar İsyanları sürerken, V. Murad döneminde Sırbistan ve Karadağ ile savaşlar da Balkan topraklarını savaş alanına çevirmişti. Bu ayaklanmaları kışkırtan ve destekleyen Rusya Şark meselesini halletmek üzere fırsat kollamakta idi. Kırım Savaşı (1853-1856) sırasında Rusya aralarında Osmanlı Devleti’nin de bulunduğu Batı ittifakına yenilmiş ve yalıtılmıştı. Rusya, dikkatini 1860’larda itibaren Kafkasya’daki son direnişi kırmaya (1863-1864) ve Orta Asya’daki Türk hanlıklarının topraklarının ele geçirilmesine (1866-1876) vermiş, aynı dönemde ise Birleşik Krallık ve Fransa’nın dikkati 1871’de Almanya’nın birleşmesi ve İtalya’nın birleşmesiyle Avrupa kıtasında oluşan yeni dengelere yönelmişti. Birleşik Krallık’ta Kırım Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni destekleyen Palmerston (1855-1865) döneminin aksine Gladstone (1868-1874, 1880-1885 ve 1892-1894) Osmanlı karşıtı bir siyasi tutum içine girmiş, muhalefetteyken de özellikle Bulgar İsyanları’nın bastırılması sırasında Osmanlı Devleti’nin katliamlar yaptığı iddialarını gündeme taşımış; bu da Macar devrimcilerinin Osmanlı Devleti’ne sığınmaları (1848) ve Kırım Savaşı (1853-1856) sırasındaki müttefiklik sayesinde Türklere yönelik olumlu bakış açısını tersine çevirmeye başlamıştı. Yine Abdülaziz’in son yıllarında Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’nın dış borçların ödenmesiyle ilgili moratoryum kararı (Tenzil-i faiz kararı), Avrupa’da büyük tepkilere yol açmış ve bu yüzden Balkanlardaki ayaklanmaların bastırılması için yeni bir malî yardım alınması olanaksızlaştığı gibi, Avrupa kamuoyu da iyice Osmanlı Devleti aleyhine dönmüştü.
Yine batı, yine faiz, yine borç, yine Avrupa, yine Padişah vardı.
Sırbistan ve Karadağ ile savaş (1876-1878) ve Tersane Konferansı
Sırbistan 1815 yılında özerklik kazanmış, bu özerklik Ruslarla imzalanan Akkerman Antlaşması (1826) ve Edirne Antlaşması ile teyit edilmiş, 1835 yılında Sırbistan’ın ilk anayasası kabul edilmiş, 1867 yılında ise Batılı ülkelerin baskısıyla Türk birliklerinin Sırbistan’daki tüm kalelerden çekilmesi üzerine Sırbistan görünüşte özerk, ancak fiilen bağımsız bir yapıya kavuşmuştu. Karadağ ise İşkodra’ya bağlı bir sancak olmakla birlikte, Osmanlı egemenliği için askeri harekat yapılmasına gerek görülmeyen çorak bölgede vladika adlı yöneticiler kısmi bir özerklik yaşamakta olup, 1852 yılında Rusların da desteğiyle Karadağ Prensliği adıyla bu özerkliğini resmiyete kavuşturmayı başarmışlardı. 1858 ve 1862 yıllarındaki Osmanlı-Karadağ savaşlarının sonucunda imzalanan belgelerde Karadağ’ın sınırları da belirlenmişti. Sırbistan ile savaş başlangıçta Osmanlı ordularının başarısıyla sonuçlandı. Sırpların Niş, Pirot ve Sofyahedeflerine yönelik olarak başlattıkları taarruzları durduran Türk birlikleri karşı taarruza geçti ve 1 Eylül 1876 tarihinde Aleksinaç Muharebesi’nde Sırpları kesin bir yenilgiye uğrattı. Ekim ayında Sırpların savunmasının tamamen çökmesi ve Osmanlı ordusuna Belgrad yolunun açılması üzerine Rusya 48 saat içinde silahlı çatışmaların durdurulması hususunda Osmanlı Devleti’ne ültimatom verdi. Rus baskısına boyun eğmek zorunda kalan Osmanlı Devleti ateşkes yaptı. 15 Ocak 1877 tarihi itibarıyla Sırbistan ile savaşın ilk evresi kesin olarak sona erdi. Karadağ ile 18 Haziran 1876 tarihinde başlamış olan savaşta ise Osmanlı ordusu başarısız oldu. 18 Temmuz’da Niksiç Muharebesi’nde yenilgiye uğrayan Osmanlı ordusu geri çekilmek zorunda kaldı.
Balkanlarda ortaya çıkan buhranı çözüme kavuşturmak amacıyla ve Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki eyaletlerinin yönetim koşullarını düzenlemek üzere Avrupa ülkelerinin baskısı sonucu İstanbul’daki Haliç Tersanelerinde 23 Aralık 1876 tarihinde Tersane Konferansı toplandı. Aynı gün Meşrutiyet ilan edildiyse de bunun Batılı ülkelerin kararı üzerinde bir etkisi olmadı. Nitekim bu konferansta, Sırbistan ve Karadağ için bağımsızlık, Bulgaristan ve Bosna-Hersek içinse özerklik kararı alındı. Osmanlı Devleti 18 Ocak 1877 tarihinde bu kararları reddedince Rusya 24 Nisan 1877 tarihinde savaş açtı.
Ruslarla savaşın çıkması üzerine hem Sırbistan hem de Karadağ ile muharebeler de yeniden başladı. Osmanlıların neredeyse tüm birliklerini Ruslarla savaşa teksif ettikleri bir dönemde Sırbistan ve Karadağ’daki az sayıdaki birlikle savunmada kaldılar ve yenilgilere uğradılar. Sırplar 1878 yılında Niş, Pirot ve Vranje’yi ele geçirirken Karadağlılar da Nikşiç, Podgorica, Bar ve Ülgün’ü işgal ederek Adriyatik Denizi’ne çıktılar. Osmanlı Devleti 1878 yılında imzalanan Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Antlaşması ile Karadağ ve Sırbistan’ın bağımsızlıklarını tanıdığı gibi, kaybettiği toprakların bu iki ülkeye ait olduğunu kabul etti.
Savaş neticesinde imzalanan Berlin Antlaşmasına göre Karadağ bağımsız olmuştur. 1879’dan itibaren Karadağla diplomatik ilişkilerin de başladığı bu dönemde ilişkilerde önemli bir mesafe katedilmiştir. Balkan Savaşlarına kadar küçük sınır çatışmaları haricinde Osmanlı Karadağ ilişkilerinde savaşsız bir dönem geçirilmiştir.
1877-78 Türk-Rus Savaşı (93 Harbi)
Kars Cumhuriyeti Çıldır Sancağı dedelerim Hasan Ağa Komutasında ordusu bu savaşta köyümüze düşman ayağını basamadan kaybetmiştir. Çıldırlı Halk ve hak ozanı Aşın Şenlik bu orduda savaşmış Can Sağ İken Yurt Vermeyiz Düşmana bu savaş için 93 Koçaklaması olarak yazmıştır.
Ayastefanos Antlaşmasının imzalandığı konak
Rusya’nın Balkanlar’da ıslahat için verdiği tekliflerin 12 Nisan 1877’de İbrahim Ethem Paşa hükumeti tarafından reddedilmesi üzerine 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşı patlak verdi. Abdülhamid’in karşı olmasına rağmen Mithat Paşa, Damat Mahmud Paşa ve Redif Paşa gibi devlet adamlarının ısrarlarıyla girilen savaşta Rus orduları Balkan ve Kafkas cephelerinde Osmanlı kuvvetlerini bir dizi yenilgiye uğratarak doğuda Erzurum’u, batıda ise Bulgaristan’ın tamamı ile Trakya’nın İstanbul surlarına kadarki kısmını işgal ettiler. Meclis-i Mebusan’da hükümetin savaş politikalarına yöneltilen ağır eleştiriler üzerine Abdülhamid, meclisi 18 Şubat 1878’de tatil etti.
***Burası çok önemli****Padişahın kanun tanımaz devri…
Takip eden 30 yıl boyunca meclisi bir daha toplantıya çağırmadı ve bu süre zarfında meşrutiyet anayasası olan Kanun-ı Esasî’yi kağıt üzerinde de olsa muhafaza ederek, aldığı kararları yine bu anayasaya göre yürürlüğe koydu.
93 Harbi, 3 Mart 1878’de İstanbul surları dışındaki Ayastefanos’ta karargah kuran Rus kuvvetlerinin dikte ettiği Ayastefanos Antlaşması ile sona erdi. Anlaşmaya göre; Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı, sınırları Tuna’dan Ege’ye, Trakya’dan Arnavutluk’a uzanacak bağımsız bir Bulgaristan Prensliği kurulacak, Bosna-Hersek’e iç işlerinde bağımsızlık verilecek, Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek, Kars, Ardahan, Batum ve Doğubeyazıt Rusya’ya verilecek, Teselya Yunanistan’a bırakılacak, Girit ve Ermenistan’da ıslahat yapılacak, Osmanlı İmparatorluğu Rusya’ya 30 bin ruble savaş tazminatı ödeyecekti. Oldukça ağır şartlar içeren bu antlaşmaya, Rusya’nın aşırı derecede güçlenmesinden kaygı duyan diğer Avrupa devletleri karşı çıktılar. 13 Temmuz 1878’de Ayastefanos Antlaşması’nın yerine geçen Berlin Antlaşması imzalandı. Yeni antlaşmayla Rusya’nın toprak kazanımları geri alındıysa da, Romanya ve Karadağ’a bağımsızlık verilirken, Bulgaristan’da Almanya ve Avusturya-Macaristan himayesinde özerk bir prenslik oluşturuldu.
Borçların ödenemez hale gelmesi ve Borçlar İdaresi’nin (Düyun-u Umumiye) kurulması (1881) Mustafa Kemal’in doğum tarihi.
Bu tarihle ilgili çok daha detay olmakla birlikte önemli kısmı Padişahın donanmayı paslandırması, denizlere hakimiyetten vazgeçmesi, bütçenin erimiz olması, borçlar, iradesizlik ve kanun tanımazlık ve sonuç Türk Devrimine giden Kurtuluş Savaşı ve insanlığın ve sonsuzluğun projesi Türkiye Cumhuriyetinin kurulması.
1950 başlangıç noktası olan 12 Eylül 1980 üçüncü paylaşım niyetli savaş paylaşım yapılmadan 12 Eylül 2012 tarihinde emperyalizmin emrinde finans karakolu ve yine borç oyunu oynayanların kendi itibarlarını batırarak bitişleriyle ve tarihi çağı değiştiren Firavun sonrası son ibret zalimlerin kan, savaş ve düşmanla beslenenlerin canlı helak olmaları sonucu bitmiştir.
Dost görünümlü Amerikan şerri Türk Milleti yürek meydanında gönül kongresi ile ve batıyla yolları ayırma kararı almıştır.
Ülkemizin tek sonunu Abdülhamit olmak isteyen zihniyetten kurtulmaktır.
Borsa da ülkemizin kaybedeceği çok fazla bir şey yoktur. Batan batı kendi pis niyetiyle ve oyuncularıyla bitmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder