4 Şubat 2016 Perşembe

KANUNLA KORUNAN VE KURUMSALLAŞMIŞ TEFECİLİK BİTTİ..


KANUNLA KORUNAN VE KURUMSALLAŞMIŞ TEFECİLİK BİTTİ..

1950 sonrasında her mahallede bir milyoner üretmenin amacı tefeciliği Anadolu'da kanunla korunur hale getirmek ve kurumsallaşarak paralarına koydukları gözle dünyanın hepsini ele geçireceklerdi.

Bu sivil örümcekler ağını örerken yüce Allah zalimlerin son darbesine izin vermedi. Büyük Önder Atatürk ruhu işsiz Önder Karaçay önce Anadolu ve Türkler için sonra dünyadaki imanlı insanlar için bir irfan güneşi gibi Atatürk'ün yarım kalan insanlık projesini dünyada gerçekleştirmek için geldi.

Hayatını işsiz unvanlı şiir ve kitaplarını yazarak geçirecek. Devlet yönetmek değil görevi. Şu an dünyayı ve çağı değiştirmek için görevini yapıyor. Neler yapılmasını gerektiğini yazıyor.

Farklı anlam ve mana çıkaran canlı helak olur. İman ve imansızlık seçimi yapıyor insanlar şu anda. İmansızın çok olması normaldir. Çünkü dünyada şeytana ve şerre uyan imansız olduğu için korkuyor ve canlı helak yolunu seçiyor...Seçimini yap kurtul ya da helak ol...

Yeryüzü Tanığı // Sır Mensur Şiirler // Önder Karaçay

"Yeryüzü tanıklığı için geldim, yeryüzünde yazılmış,
Yer altından gönderilmiş gibi notlar yazacağım sizlere…
Şiirle kameraya çektim dünyanın ters yüzünden yeryüzünü, insanın yüzsüzlüğünü!
İnsanları, yaşananları, hayatı, gördüklerimi olduğu gibi anlatmaya geldim.

İnsanlardan başlamak istiyorum.
Dünyaya, hayata en fazla zarar veren, katkısı olmayan insanlardan…
‘Tarihle pazarlık yapıyorlardı, başarılı olacaksam bu mücadeleye girerim diye,
Oysa tarihle pazarlık olmazdı, başarılı olanlar pazarlıksız tarih yazardı.’ // Önder Karaçay

Kancık, dönek, kıvıran ve arada bir mantıklı olan namı diğerleri ile doluydu dünya!
Şirk üreten bir sınıfları vardı, ders görüyorlardı…
Koltuklarına sıkıştırılmış kimin yazdığı bilinmeyen kitapları,
Okuduklarında bilinçaltını tahrip ediyor veya ediliyorlardı.

Demokrasi diye bir yalan vardı!
Sandık bir tövbe kutusu gibiydi, seçimini yapan günahlarından arınarak günah çoğaltıyordu,
Şeyhi olmayanın şeytan olduğuna inananlar, kendini şeyhine kul görüyordu.
Takva örtüsü hiçbir yerde satılmıyordu,
Sadece kara çarşafın kapattığı kadar örtünebiliyorlardı,
Molla değilsen veya mollaya inanmıyorsan birileri kendini kolla diyordu!

İnsanları ahlakla ve vicdanla seçmek gerekirken,
Sakalla, sarıkla ayıklayarak seçiyorlardı,
Peygamberin ahlakından bende ne var diye sorarak kendini tartanlar da vardı elbette!
Onlar yalnız ve çok azdı, azanlar ise bunlar değildi.

Din adına işe yarayan ne kadar insan varsa istenmiyor,
Ne kadar ‘ben ne dersem ona inanacaksın’ diyenler ve diyenlere inananlar baş tacı ediliyordu,
Yeryüzünde yaşayıp yer altından notlar gönderir hale geldim işte.
Yaşıyor muyum? Buna yaşamak mı, yoksa sorgulamak mı denir… Onu size bırakıyorum.
Bulunduğunuz yeryüzünü bu yüzle hak ediyor muyuz?
Bu hale gelmesinde bir sorumluluk hissediyor muyuz?
Onu sormaya geldim, çünkü hâlâ bizim, hepimizin sorumluluğu!
Yeryüzündeyken; insanlık ve yaşananlar bu haldeyken ben yeryüzünü terk ediyorum,
Ölmüyorum, öldürüyorum bu kokuşmuşluğu! ... Gidiyorum…

Oysa Allah insanı sadece ‘bana kulluk edin’ diye yaratmıştı…
Kardeş kardeşi din adına cihat ilan ederek vuruyor, vurduğu silahı nereden aldığını bilmiyordu…
Şer tiyatrosu oynuyordu yeryüzünde, tiyatroyu suflörler, taşeronlar aracılığıyla yönetiyordu…
Taşeronlar gerçek tiyatroyu sevmiyordu hatta tiyatro öyle olmaz, böyle olur diyordu…
Suflörün de suflörü vardı… Kim kimdi, bilinmesin diye niyetler saklanıyordu…
Şu silahı al, şu kardeşini öldür diyordu,
Çünkü o senin din düşmanın öldürmezsen günahkâr olursun senaryo gereği,
Dünyanın, yeryüzünün, insanlığın hali ahvali sanki buydu…
İşimiz yine Allah’a kalmış demekten başka bir sonuç çıkmıyordu…

Tefecilikten bahsetmeye bile gerek kalmıyordu…"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder