22 Temmuz 2016 Cuma

Milli Birlik Hükümetine Olağanüstü Hal Yetkisi Verilmeliydi // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Milli Birlik Hükümetine Olağanüstü Hal Yetkisi Verilmeliydi // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

CmNOf4LXEAAkiYs
Milli Birlik Hükümetine Olağanüstü Hal Yetkisi Verilmeliydi // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
 
Kısaca prensipli olmak demektir.
 
İki dilli olmamak, ikircikli olmamak, dün böyle bugün böyle gibi tutarsız olmamak demektir.
 
“Türkiye Cumhuriyeti ilkeler üzerine kurulmuş bir Cumhuriyettir.”
 
Ne zaman bu ilkelerden uzaklaştık, ilkeli ve nitelikli insan yetiştirmekten vatanımız ve toplumumuz çıkarına vazgeçerek belli niyetler çıkarına localarda insan eğitim ve öğretim yapmaya başladığımız 1950 başlangıçlı bir felaket darbe değil bize bizim içimizden açılan bir savaşla uyandık.
 
Bu ne bir kalkışmadır, ne bir darbedir. Bu arkasında emperyalizmin desteği olan dost görünümlü düşman devletlerin desteklediği içimizde buldukları, örgütledikleri hainlerle bize açılmış bir yeni savaştı.
 
12 Eylül 1980 askeri darbesi işte bu savaşı başlatan ve devamını getirecek tüm yapılanmaların niyetini açıklamaya fazlasıyla yeter.
 
Amerikan çocukları siyaset, sermaye, din, devletin ordusu, yargısı, eğitim kurumları, istihbaratı ve aklınıza gelebilecek her yere uzanmış bir haşhaş-i örgütü ile karşı karşıyayız.
 
“Milli Güvenlik Kurulunun aldığı olağanüstü hal yerine saldırının olduğunu ve Türk Milletinin egemenliğinin temsil edildiği, baş komuta merkezi Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüm siyasi partilerle mevcut hükümetin iktidar zihniyetiyle kanun hükmünde kararname şaibesi yerine Milli Birlik Hükümeti tüm siyasi partilerin katılımı ile kurularak bu savaşa karşı bir duruşumuz olmalıydı.”
 
Baş komutan TBMM’dir. Cumhurbaşkanı bu iradenin temsilcisidir. O zaman bu irade tek partide kalamaz.
 
Kış uykusundan bizi uyandırdılar, bu atalete düşenler acaba aynı atalete düşmeden bu resme ne kadar gerçekçi, ne kadar adil, ne kadar bizi bize dönüştürecek, yaraları ne kadar sarabilecek, ordumuzun kurumsal kimliğini ne kadar hızla kendine getirecek kararlar alıp uygulayacak doğrusu olağanüstü hal kararı ile endişe yaratmaktadır.
 
TBMM tüm siyasi partilerle kurulmuş bir Milli Birlik Hükümetine olağanüstü hal yetkisi vermeliydi.
 
Bataklık içinde temiz kalabilmek, temizleri ayıklayabilmek zordur, yalanın ve ihanetin ortasında dimdik durmak, hayatın koşuludur onurlu ve sabırla mücadele etmek.
 
Bu mücadele ne bir siyasi ranta dönüşmeli, ne de sermayeyi korumak gibi bir tutuma. Her yanlışımızla yüzleşmeliyiz. Hesaplaşmalı, yargılamalı, vatanımızı ve milletimizi kuruluş ve kurtuluş değerlerine hep birlikte getirmeliyiz.
 
“İnsan öldürmek ne kadar vahşi ise insan öldürmekte o kadar vahşidir.”
 
Bu kadar insanımızın ölümü üzerine sadece öldürenleri suçlayarak endişesiz bir dünya kendimize kurmamız mümkün değildir. İstihbarat zaafı çok büyüktür. Milli İstihbarat Teşkilatı kesinlikle istihbaratın tek sorumlusuysa Cumhurbaşkanın eniştesinden istihbarat almış olması utanç duyulması gereken bir felakettir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi istihbaratının elinden alınarak MİT’e verilmiş olması bu darbeci ve kötü niyete hizmet etmek yolunu açmış olabilir. Son bir yıl içinde Ankara’nın göbeğinde İstanbul ve Suruç ile başlayan terör eylemlerinde de istihbaratın büyük zaafı çok farklı bir niyetle açıklanabilir.
 
“Haklıdan yana olmak yerine güçlüden ya da güçlü olduğunu sandığımız haksızdan yana olma yanlışına düşmemeliyiz.”
 
Yıllardır ne diyorsak, bugünde aynısını söylüyorsak kimin doğru ve haklı çıktığını tarih ve zaman bize söylemiştir. Bunu bir ranta dönüştürmek için değil ilkeli olmanın ne olduğunu hatırlatmak içindir.
 
“İnsanlık sürekli kötülük peşinde koşan, birinin sonunu getirdikten sonra diğerini devreye sokan bir sisteme angaje edilmiş olduğu için ve ülkemiz kuruluş ve kurtuluş ilkelerinden bu kötülüğün bir oyuncusu olmaktan kurtulmazsa vatanımızı ve milletimizi aynı kötülüğün bir başka sahnesi ve oyuncularına teslim etmiş oluruz.”
 
Ülkemizde 1950’den bu yana darbelerle, reform ihaneti adı altında üretilen krizlerle oyunu değil oyuncuları değiştire değiştire bu hale geldi ve kötülüğe hizmet eden bir devlete dönüştü. İnsanımız haliyle devleti kötülüğün içinde bu kötülüğe bulaşarak bozuldu.
 
Suçlu cephesi sadece darbeci kuklalar değildir. Bu kuklaları oynatan kötülüğün şer merkezinin aracı kuklaları kimlerdir asıl onların üzerine ülkemizde gitmeliyiz. Bunların kim olduğu bellidir.
 
Vatanımıza ve milletimize karşı açılan bu yeni savaşın başlangıcı 2007 de başlayan darbelerdir.
 
2007 yılında şer ülke bağlantılı kumpas davalar bir darbedir.
 
2007 yılında dünya sermaye mafyasıyla bu kumpaslarla aynı tarihte başlayan Bildenberg cemaatinin gizli toplantılarında dünya sermaye mafyasının Türk Mevsimi adı altında renkli darbelerini görüşen ve yönetenlerdir.
 
2009 yılında Servi bize hatırlatan dünya tröst mafyalarının örgütlerine üye olan ve vatanımız ve milletimiz için ajanlık yapanlardır.
 
2001 yılı krizinde merkez bankası başkanı olan ve dünya sermaye mafyasının adamı olduğu sonradan anlaşılan kişinin muhbirliği ile vurgun vuran sermaye sahipleridir.
 
Ecevit hükümetine yine dünya sermaye mafyasının adamı olan birini bakan olarak getirip bankalarımızı sattıran, inşaat ve alış veriş merkezi açılmasını, ithalat ve borç destekli tüketimle bizi bu esarete destek veren her kurum ve kişidir.
 
Son on dört yılda kredi kartı ve bireysel kredi ile halkı sömüren, 1983 sonrası vurgunların kurumu vergi ödemeden sermaye mafyasına para kazandıran ve milletin hakkını birilerinin cebine dolduran borsadır.
 
Bütün bunların hukuk önünde hesabı sorulmadan bu kurumlardan çoğunu kapatmadan ve kamulaştırmadan asla biz bu gaflet, delalet, garabet ve ihanetten çıkamayız.
 
Önder Karaçay

1 yorum:

  1. “Haklıdan yana olmak yerine güçlüden ya da güçlü olduğunu sandığımız haksızdan yana olma yanlışına düşmemeliyiz.”

    YanıtlaSil