İç Savaş Projesi // Bumerang // Önder Karaçay

İç Savaş Projesi // Bumerang // Önder Karaçay
“Ömrüm boyunca binlerce kitap okudum kâinatın kendisi kadar iyi bir kitap görmedim ve doğayı kendisini olduğu gibi doğasına uygun anlamak için okumaktan asla vazgeçmedim.”
Son otuz beş yılın özetidir iç savaş denemesi.
Askerimiz ile halk arasına, askerle polis arasına ekilmek istenen bir kindi.
Terörle mücadele yapan polis ve özel kuvvetleri hedef almaları da bu darbe girişim niyetinin adresini göstermeye fazlasıyla yeter.
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihi boyunca kurtuluş savaşı ve sonrasında yaşanan hiçbir darbede bu tür bir saldırıya uğramamıştı.
Bunun net bir açıklaması iç savaşı körüklemekti.
İç savaşın çıkması gibi bir tehlikeye de Cumhurbaşkanı kendini ben başkomutanım herkesi meydanlara davet ediyorum gelsin halka ne yapacaklarsa yapsınlar daveti de TBMM’ni bombalayarak halkın sokakta çatışmasını tetiklemek amacıyla olabilir.
Oysa başkomutan TBMM’dir. TBMM’sini başkomutan olarak temsil edilir. Halkı sokağa bu şekilde davet etmenin ne derece doğru olduğu, iç savaş çıkarmak isteyen niyetlere hizmet etseydi ne olacağı kestirilmesi asla mümkün olmayan bir yöne gidebilirdi.
246 insanımızın ölmüş olması asla küçümsenmeyecek kadar büyüklükte bir kayıptır.
Bu sonuç yine meydanlara davetin o an itibariyle yanlışlığını ortaya koymaktadır.
Darbe eğer ordumuzun için emir komuta zinciri içinde destek bulmuş olsaydı halkın bunu önleme şansı olmayacağı gibi kayıp daha fazla olurdu.
Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki vatanına ve milletine sahip asla bu kanunsuz, ahlaksız ve vicdansız girişime destek olmadıkları için kendiliğinden başarısız olmuştur.
TBMM’sinin bombalanması bir nebze bu başarısızlık sonrasında iz bırakacak bir hasarı en dikkat çekici yer olan Türk Milletinin egemenliğinin temsil edildiği meclis olması oldukça dikkat çekicidir.
Ordu/millet ortak ruhunun hasar alması istenmiştir.
Bu iyi yönetilirse o devin tekrar ayağa düşmanı şaşırtacak bir şekilde ayağa kalkacağını gösterir.
Hepimiz son on dört yılın hataları ve günahlarıyla dibe vurduk.
Artık bunun daha dibi yok.
Sıra ayağa kalmaya, her birlikte o dip ruhu canlandırmaya sıra geldi.
Ayının derisini öldürmeden yüzmeye kalktılar.
Şimdi bu yüzme işlemi ile yüzleşiyor, yüzenler, yüzmeye kalkanlar, aracı olanlar.
Darbeyi önleyen askerlerimize sahip çıkmalıyız. Bunun terörle mücadele de çok önemli olduğunu her insanımızın kavraması gerekir.
Bu yanlışlarla yüzleşmeye gerek yok anlayışı, yanlışlar düzeltilmesin anlamına gelir ki bu bakış açısı da bir başka yanlış olur.
Bunu yaparken kime yarar sağlıyor, kime zarar veriyor dengesini çok iyi tutturacak bir sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz.
Cumhurbaşkanından, Başbakana, vekillere, diğer siyasi partilere, devletin kurumlarına, Ordumuzun en başından erine kadar herkes hatasını görmeli ve genel çıkarlarımız için bu yanlışlardan ders çıkarmalıdır.
İlkeli akıl ve sağduyu seferberliği başlatırsak düşmana karşı da seferberlikte başarıyı yakalarız.
Komuta kademesinin ordu içindeki bu yapıyı bugüne kadar temizlememiş olmasının bedelini Türk askerinin tamamı ödeyemez.
Yüksek Askeri Şura kararlarını alanlardır bunların sorumluları.
Olimpiyatlarda meczuplara övgü düzenler bugün o meczup adına birileri milletimizin silahını milletimizin kafasına dayar hale gelmişlerse şapka düşmüş kel görünmüştür.
Bu Amerikan bağlantılı cemaat terör örgütünün okullarında İngilizce ana dil Türkçe isteğe bağlı seçilen bir dil ise ihaneti burada da arayıp bulmak mümkündü.
Türkçe Olimpiyatları ile kimi kime kandırıyorlardı?
Biz Türk Milleti vatanımızı yine bir asır önce yine bu düşmanın işgaline, saldırısına karşı savaşarak özgürlüğümüzü geri aldık, bu vatanı kuponla almadık.
İrtica ve bölücülerle ortak hareket edenler kendisi gibi düşünmeyen herkesi ırkçı görüyordu.
Başka niyetlerin projelerinde eş başkan olmak, komşu ülkelerin iç işlerine karışmak, dış devletlerle devlet ilişkisi yerine kendi zihniyetlerine uygun ideoloji ve örgütlerle görüşmek, ümmetçilikle ulus devleti dışlamak isteyen, bölmek ve parçalamak isteyen niyetlere hizmet etmek bu sürecin en kırılgan tarafıydı. Hatta darbenin yapılmasını güçlendiren, darbecileri cesaretlendiren bu kırılganlıktı.
Ayrıca ülkemizin son on dört yılında teknoloji destekli bir değişimle sosyal denen ağlarla lanetli fitne ve fesadın toplum mühendisliği adına ülkemiz insanlarını ikiye bölmek, ayrıştırmak, ideolojileri çatıştırmak gibi faaliyetlerin sonucunda darbe iç savaş niyetiydi.
Siyasi iktidarın yolsuzluklarla yıpranmış olmasıyla birlikte iç savaş çıkabileceğine çok inandıkları ve bu sayede darbe ile ülke yönetimini ele geçireceklerini düşünmeleri ya da tersi ülkeyi bu hale getirenlerle sivil yönde bir darbeye dönüştürme niyeti de olabilir.
Nitekim gözaltı, tutuklamalar, görevden uzaklaştırmalar, hükümetin kanun hükmünde kararname ile ülke yönetme iştahı ile olağanüstü hal ilan edilerek darbeye karşı çıkan tüm siyasi partilerle milli birlik hükümeti kurmayı düşünmemiş olmaları oldukça manidardı.
Kargayı besleyenler gözlerini besledikleri kargayla oydurdular. Oysa ülkemizin bu noktaya gelmemesi için bu terör örgütü ile ilgili uyarılara birileri buna kargalar bile güler diyorlardı. Şimdi kargalar kargalara gülüyor.
Darbecileri yargılamak için eğer ‘Özel Mahkemeler’ kurulması yolu seçilirse evrensel hukuk ilkelerine göre yargılamanın yapılmayacağı anlamına gelir.
Menderesi mağdur gösterip 27 Mayıs darbesinden ders almayanlar, 12 Eylül ile hesaplaşmak yerine 12 Eylül yasaları ile siyasi partilerde demokrasiyi söz verdikleri halde on dört yılda başlatamayanlar, Kenan Evreni yüz yaşında yargıladık diye bizleri kandırmaya kalktıklarında da bundan ders almadıklarını görüyorduk. Ders almadıkları için bu darbe geldi zaten. 28 Şubat gibi sivil bir darbenin önünü açan, dinci siyasal bir ideolojiyle laikliği hedef almanın işte darbe ve iç savaş gibi bir sonuç veya beklentiyi beslediğini görmezden geldiler.
1947 yılında hangi konuda birleşmiş oldukları belli olmayan Birleşmiş Milletlere, 1952 yılında Nato denen felakete üye olduktan sonra 1954 yılında Köy Enstitülerini kapattığımız gün örülmeye başlandı terör örgüsü içimizde.
Liyakatsizlik bir bumerang gibi geri dönmüştür.
Zulüm böyledir bir gün zalime doğru geri döner ve zulmü başlatanı bitirir. Bitiren haklı veya haksız biri olabilir. Sonrasındaki her yaşananın sebebi ilk başlangıçtır.
Yinede bizim atalarımız boşuna söylememiş. Ne kadar işe yarayıp yaramayacağını zamanla göreceğiz yine biz tekrar hatırlatmakta yarar görüyoruz.
“Bir musibet, bin nasihatten iyidir.”
Önder Karaçay
Liyakatsizlik bir bumerang gibi geri dönmüştür.
YanıtlaSilZulüm böyledir bir gün zalime doğru geri döner ve zulmü başlatanı bitirir. Bitiren haklı veya haksız biri olabilir. Sonrasındaki her yaşananın sebebi ilk başlangıçtır.
Yinede bizim atalarımız boşuna söylememiş. Ne kadar işe yarayıp yaramayacağını zamanla göreceğiz yine biz tekrar hatırlatmakta yarar görüyoruz.
“Bir musibet, bin nasihatten iyidir.”