Tek Adam Rejimleri ve Taht Kavgaları
Cumhuriyet rejimi darbe üretiyor gerekçesi bahane edilerek tek adam rejimine geçmeye adım atarken, akıllara tek adam rejimlerinin ürettiği taht kavgaları geldi.
Taht kavgaları denildiğinde de bizim tarihimiz Osmanlı İmparatorluğu akıllara gelmektedir.
Osmanlı da her Şehzade tahtın bir adayıydı.
1.Süleyman'ın 1566 yılında ölümünden sonra Şehzadeler orduda fiilen görev almamış ve savaşa katılmamışlardı.
Bu durum Abdülmecidin'in 1839 yılındaki saltanatına kadar sürmüştü. Şehzadelerin tahta çıkmaları konusunda Osmanlı da herhangi bir veraset sistemi kurulmamıştı.
Bu şu anlama geliyordu; her Şehzade hükümdar (Padişah) olma hakkına sahip demekti.
1.Murat döneminde Padişah olma hakkı sadece Padişah ve oğullarına bırakılmıştır.
Taht kavgalarının başlama tarihi de o dönemdir.
2. Mehmet Fatih Sultan Mehmet'in çıkardığı Fatih Kanunnamesinde;
"Ve her kimesneye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizamı alem için katletmek münasibdir" şeklinde devleti aşırı merkeziyetçi bir yapıya taşımış ve Padişahı mutlak hakim kılmıştır.
İktidar için kardeş katliamı yasalaşmıştır.
İktidar için gözü dönmüş Fatih kardeşlerini önce katletmiş, sonra annesine kendisini masum göstermek adına kardeşlerini katleden celladın ciğerini söktürerek kendi vahşetini hafifletmeye kalkmıştır.
İktidar ve güç çok tehlikelidir. İktidarın ve gücün değerini bilmeyen kişilere çok fazla yetkilerin verilmesi genelde facialar doğurmuştur.
Geçmişi çok iyi bilen Mustafa Kemal Atatürk geleceği en doğru tahmin eden ve tasarlayan biri olduğu artık tartışmasız bir gerçektir.
"Cumhuriyet müesseselerinin bir müstebit (baskıcı/diktatör) eline geçeceğini mezarımda bile duysam millete karşı haykırmak isterim. Cumhuriyetin milletin kalbinde kök saldığını görmek en büyük emelimdir."
Ne kadar hazindir ki; Atatürk'ün haykırdığı bu gerçek bir yolunu bulan müstebit tarafından gerçekleşme yoluna girmiştir.
Toplumun yarısı tarafından diğer yarısı hiçe sayılarak egemenlik milletten alınarak artık tek bir kişinin insafına terk edilmiştir.
Baskı altında edilgenleşmeye müsait insan sayısının fazla olması doğurdu bu zulmü.
Cumhuriyetin ürettiği büyük değişime rağmen 1950 sonrası eğitimsiz ve dinselleştirilmiş kitlelerle bu darbe gerçekleşme yoluna girdi.
Muhafazakar zihniyetin muhafaza ettiği tek değer sömürüyü sürdürmektir. Yeni siyasi partiler kurarak örgütlense, yeni liderler ile yollarına devam etseler bile din ile vicdan sömürüsü ilkesi asla değişmez.
Toplum adına tek bir kişinin bu kadar çok yetkilerle donatılmış olması; hem o kişi için hem de o toplum için en büyük tehlikedir. Bu tehlikenin ne tür felaketlere sebep olacağını tahmin etmek imkansızdır.
Örneğin tek adamdan sonra o tek adamın yerine ne konulacağı ve kimin nasıl iktidar olacağı belli değildir.
Yarın bu tek adam rejimi bundan sonra iktidar babadan oğla geçecektir diye olağanüstü hal sığınağında bir yasa ile bunu yapmayacağının bir garantisi ve engelleyebilecek bir hukuk sistemi var mıdır?
Bu süreç daha fazla baskı ve şiddet üretecek haliyle daha fazla olaylara, krizlere, darbelere yol açacaktır.
Milletin kaderini tek bir kişiye emanet eden toplumun diğer yarısı arasında çıkar kavgası aynı zamanda tahtı paylaşma kavgasını da doğuracaktır.
Nitekim 15 Temmuz darbe girişimi aynı yolun yolcusu ve hukuksuz tek adam gibi davrandığı dönemde bile kendi içinden birilerinin çıkıp darbe yapmaya kalktığı yakın tarihin unutulmayacak gerçeğidir.
Rejim değişikliği bile olağanüstü hal gibi olağanüstü hukuksuzlukların yaşandığı bir ortamda sandığa gidilerek adil olmayan ve medya terörü ile tek tarafa yoktan dayatmalarla gerçekleşmiştir.
Parlamentolu Padişahlığın bir anlamı yoktur. Demokrasi ile ilgisi de yoktur. Sandıkta halka kabul ettirilmiş olmasının bir anlamı olmadığı gelecekte iş işten geçtikten sonra anlaşılacaktır.
Parlamento ve vekiller tek adamın kullandığı ve sözde demokrasi yaygarasının aracı haline getirilecektir.
Bugün tek adam rejiminde verilen yetkiler geçmişte Padişahlarda bile yoktu.
Felaketin boyutunu buradan bakınca çok daha net anlamak mümkündür.
Tek adam rejimleri emperyalizmin bir talebidir.
Sebebi de sürdürülebilir sömürge sistemini kurmaktır.
Ülkemiz bu anlamda özelleştirmeler sonucu ekonomik işgal altında olup, toplumun yarısı tek adam rejimi ile emperyalizmin ekmeğine yağ sürmüştür.
Bu işgal ve tehdit karşısında tek adamın çaresizliğini; ekonomik zorluklar, tüketerek borçlanma sömürüsü artıracaktır.
Küresel ve yerli finans kapital kendi çıkarlarını en iyi korunacak şekilde kanunlarla korunma altına alınmasını tek adamla rahatlıkla sağlayacaktır.
1929 buhranında Avrupa'yı vuran faşizm bugün ki ekonomik kriz ile bizi vurmaya başlamıştır. Bu ekonomik krize bizi özelleştirmeler ve üretmeden borçlanarak tüketmek dayatması sebep olmuştur. Beka sorunundan bahsedilme sebebi budur. Bu noktaya getirenlerin buna çare olmaları mümkün değildir.
Büyük çalkantılarla hem siyasi, hem de ekonomik krizlerin yaşanacağı bir döneme girilmiştir.
Toplum üretmediği ve adil paylaşımdan daha da uzaklaşacağı için daha da fakirleşecektir.
Dine dayalı tek adam dayatmasından sonra kurulan millet iradesine dayanan Cumhuriyetimizin tekrar aynı kulvara girmesi tarihin ve talihin talihsizliğidir.
Millet iradesine dayanan Cumhuriyet rejimine sahip çıkamamış olmanın derin üzüntüsünü yaşayan toplumun diğer yarısı gelecek adına en büyük umuttur.
Bu sürecin tüm dayatmalarına rağmen herkesi teslim alamamış olması en büyük kazancımızdır.
Bin yıllık yenilgiyi galibiyete çevirmek için Mustafa Kemal Atatürk'ü bekleyen Türk Milleti sabrı ile yine bu zulmü yeneceği günler yakındır.
Baskı ve dayatma altında, hukuk devletinden yoksun bir ortamda, adil olmayan bir seçimle sandıktan çıkan bizim seçimlerimiz değil, kendilerini dayatmayla seçtirenlerin halka onaylatma oyunudur.
Franz Kafka'nın dediği gibi; "Seçim diye bir şey yoktur. Çünkü siz onları seçmiyorsunuz, onlar kendilerini size seçtiriyorlar."
Dayatılanı onaylamak seçim değildir.
Demokrasi ahlaklı mücadeleyi temsile taşıyabilmektir.
Baskı rejimlerinde halkın önüne sandığı kim koyuyorsa, sandıktan çıkanın aynı zihniyet olduğu değişmemiştir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder