18 Mayıs 2018 Cuma

Devlet ve Zenginlik - Önder Karaçay



Devlet ve Zenginlik - Önder Karaçay 

İki türlü zenginlikten bahsedebiliriz. 

1) Manevi zenginlik anlamına gelen gönül zenginliği,
2) Maddi zenginlik olarak ikiye ayrılır. 

Maddi zenginlik insanın manevi zenginliği için bir amaç değil araçtır. 

Sosyal hukuk devletlerinde zenginlik adil paylaşım gerektirir.  

Kişiler veya belli grupların toplumun diğer fertlerinin imkanlarını kullanarak zenginleşmesi adil bir ekonomi değildir. 

Zengin olması gereken toplumun tüm fertleri adına devlettir. Kişiler zengin olamaz. Kişi veya belli grupların zenginleştirilmesi hem devlet hemde toplumun her ferdi için hem tehdit hemde sömürü sistemidir. 

Refahın tüm topluma yaygınlaşmasının yolu devleti zenginleştirmek, hukuk devletini sağlamlaştırmak, haksızlığı, kayırmayı, sömürüyü önleyerek hakça ve eşit paylaşımı sağlamaktan geçer. 

Bir toplumda yaşayan hiç bir kimsenin kimseden midesi büyük olmadığına göre devletin hazinesinden de pay almak her insanın midesinin büyüklüğü kadar olmalıdır. 

29 Ekim 1923 tarihinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti Atatürk'ün Devletçilik ilkesi gereği karma ekonomi sistemi tercih etmesinin amacıda budur. 

Devletçilik ekonomi sistemi ile Atatürk döneminde dünyanın en çok ve en hızlı üreterek, paylaşarak kalkınan ülkesi Türkiye Cumhuriyetidir. 

Köy Enstitülerinin yaygınlaştırılmasıyla üretimin köylere kadar yaygınlaştırılması kalkınmanın temelini oluşturmaktaydı. 

Ne hazindir ki dünyanın felaketi kapitalizm zihniyetinde olanlar; 1950 sonrası çok partili siyasi sisteme geçmeyi fırsat bilerek 'her mahallede bir milyoner' üreteceğiz diyerek bugün ülkemizi hem tehdit eden, hem dış düşmanla işbirliği için devletimiz ve toplum aleyhine zenginleşen sermaye gruplarının yolunu açarak ekonomimizi çıkmaz sokmuştur. 

Milli ekonomimizi sömürmek amacında olan iç ve dış mihraklar siyasi oyunlarla toplumu bölme, kavga ettirme ve darbelerle hizaya getirerek kendi sömürü sistemlerini kurmuşlardır. 

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde 24 Ocak Kararları diye anılan kararlarla milli ekonominin ruhuna Fatiha okuma ve Sermaye düzeninin hakim kılarak kişileri zenginleştirerek toplumun diğer her ferdini bu zenginlere müşteri yaparak sömürme sistemine geçilmiştir.

Günümüze kadar da iktidara taşınan her zihniyetle bu yolda engeller kendi lehlerine aşılarak ÖZELLEŞTİRME TALANI adı altında üretim küresel tekellerin ve yerli işbirlikçilerinin eline geçmiş, topluma da borçlanarak tüketmenin tek seçenek olduğu dayatılmıştır. 

Özelleştirmelerin amacı devletin gücünü azaltmak ve halkı fakirleştirerek hizaya sermaye lehine getirmektir. 

Asgari ücret ve düşük gelir adaletsizliğin dayatılma sebebi bu sermaye sömürüsüne müşteri bulmayı kolaylaştırmak içindir. 

Bu süreçte dış düşmanın emrinde sermaye siyaset ile kol kola tüm hedeflerine ulaşmış devleti tehdit edecek kadar ekonomik krizler üretip istediğini dayatmaya kalkacak kadar haddini aşmıştır. 

Hukuk devleti özelliğini kaybetmiş olmanın sonucu vurgunlar vuran sermaye ve finans adına hiçbir kişi ve gruba hesap sorulmamıştır. 

Örneğin 2001 yılı krizinde Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel'den kurun iki katına çıkacağı haberini alan bankalar bir gecede vurgun vurmalarına karşı bunun hesabı sorulmamış ve bu işbirlikçi sermaye finans gruplarının yanına kar kalmıştır. 

12 Eylül 1980 sonrası ekonomimiz faiz, kur, borsa ile krizlerle tanışmış, borsa aracılığıyla, kur ile ve faiz ile birileri zenginleştirilmiş, toplumun çoğu tuzaklara düşürülerek fakirleşmiştir. 

Borsa parayla para kazanan küresel tefecilerin vergi ödemeden para kazanma sistemine dönmüş, borsaya gelen her sermaye kuralı da kendi koymuştur. 

Oysa Atatürk karma ekonomi sistem ile yabancı sermayeye üretim yapmasını şartları Türkiye Cumhuriyeti devletinin belirlemesi şartıyla karşı olmadığını belirtmiştir. 

O zaman çare nedir?

Çare milli üretim ekonomisini yeniden kurmaktır. Küresel tekellerin ve yerli işbirlikçilerin şartları kendilerinin belirleyerek üretmesi ve topluma borçlanarak tüketmeye devam edeceksiniz dayatması sömürüyü derinleştirir. Sermaye sistemi sürdürülebilir ve adil değildir. 

Özelleştirilen tüm kurumlar kamulaştırılmalıdır. 

Eğitim millileştirilmeli ve bilimsel eğitimle üretim toplumun tüm fertlerinin katılımını sağlayacak şekilde yaygınlaştırılmalıdır. 

Vakıf, dernek, tarikat, siyasi partiler, holdinglerin tamamı kapatılmalıdır. 

Partisiz Parlamenter Sisteme geçilmelidir. Partisiz Parlamenter Sistemin ne olduğu ile ilgili https://partisizparlamentersistem.blogspot.com.tr/2018/05/partisiz-parlamenter-sistem-nedir-onder.html link tıklanarak yazım okunabilir. 

Tanklardan sonra bankalar geldiği için bankalar kamulaştırılarak sadece ihracata, üretime, ticaretin finansmanına kredi vermeleri sağlanmalı kredi kartı ve bireysel kredi yasaklanmalıdır. 

Borsa kapatılmalıdır. Vergi ödemeden parayla para kazananların daha fazla ülkemizi sömürmelerine izin verilemez. 

Döviz kullanmak sadece ithalat ve ihracat yapan kurumlar için serbest olmalıdır. 

Sermayenin medya ve basını yönetmesi yasaklanmalı görsel medya kamulaştırılmalı basında siyaset ve sermaye hakimiyetine son verilmelidir.  Gazeteciler gazetecilik yapabilmelidir. 

Milli internet alt yapısı kurulmalı ve kötü amaçlı yanlış bilgileri önlemek amacıyla yayınlanan her bilgi onaydan geçmelidir. 

Komşu ülkelerle ticari ilişkiler geliştirilmeli. Batı ile ilişkiler milli çıkarlara uygun yeniden gözden geçirilmelidir. 

Devlet yeraltı kaynaklarımızın üretilmesi ile ilgili her türlü yatırımı ve üretimi yapmalıdır. 

Son söz;

Kapital çoklamak yoluyla iyi bir gelecek sunacakları yalanına tutunan zenginlerin ve onların emrine giren siyasilerin sözleri yerine toplumun diğer fertlerinin yaşadıklarına bakmak gerçekleri görmeye yetecektir. 

Önder Karaçay 









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder