22 Mayıs 2018 Salı

Cebimize Dadanan Elleri Kırmanın Zamanı Geldi - Önder Karaçay


Cebimize Dadanan Elleri Kırmanın Zamanı Geldi - Önder Karaçay 

Kendi elimizden başka bir el cebimizde dolaşmıyordu. Üretiyorduk, kazanıyorduk, en kötüsü kendi kendimize yetiyor, kimseye muhtaç değildik.

İşte kimseye muhtaç olmamamız birilerine yetmiyordu.

Muhtaç olacaklar ve muhtaç olunacaklar bir plan ve niyetle birlikte üretildi. 

Muhtaç olacaklar toplumun tümüydü. Toplumun muhtaç olacağı yer olarak küresel tekeller ve yerli işbirlikçi sermaye seçildi. 

Toplum işsiz bırakılarak muhtaç edildi. 

Esnafların yerini alışveriş merkezlerinde küresel tekeller ve yerli işbirlikçi sözde sanayiciler ve üreticiler perakendeci olarak esnafa rakip edildiği için muhtaç edildi. 

Emekliler ve işçiler düşük gelirle kanunla korunan tefeci bankacı ve finans kurumlarına muhtaç edildi. 

Memurlar işiyle tehdit edilerek muhtaç edildi. 

Fakirleştirilen insanlar sadakaya alıştırılarak tembelleşmeye muhtaç edildi. 

Düşük gelirle toplumun geneli bankaların ürettiği borç bağımlılığı ve kanunla korunan tefecilik sistemi bireysel kredi ve karşılıksız para basma hakkının bankalara verildiği kredi kartlarına muhtaç edildi. 

Üretmeyi unutan millet borçlanarak ve tüketerek tefecilere esir olmaya muhtaç edildi

Kimlerdi bu cebimizden elini çekmeyen ve bizim üzerimizden sürekli hesap yapan tefeciler?

İçimizden birileri her mahallede birer milyoner olmak, sermayede ve üretimde tekel olmak adına soyundular. Sözde bizim adımıza milli sermaye olacaklardı. 

Bu iç işbirlikçileri üretimde, sermayede tekel olmalarının yolunu açarak bu işe kimler soyundurdu?  Küresel tefeciler lehine merhametini menfaatlerine sattıkları için kendileri soyundular. 

"Tekelleşen sermaye biz üreteceğiz, siz bizim ürettiğimizi borçlanarak tüketeceksiniz  dayatması içine girdiler." Bu dayatmayı Türk Milleti kabul eder mi? 

Küresel tefecilikle işbirliği yaparak, tefeci zihniyetlerini kanunlarla koruma altına siyasetle kol kola girerek yapan bu ihanet şebekesine büyük ve milli sermaye denebilir mi?  

12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi alınan ya da alınması sermaye lehine istenen 24 Ocak Kararlarının amacı özelleştirmeler ile talanı başlatmaktı. Darbenin amacıda halka işbirliği hilesine düşen askerle sopa gösterilerek özelleştirmelere karşı susturmaktı. 

Medya terörü kullanılarak algı operasyonları ile halka kamu kurumlarının ve Türk Milletine ait ne kadar üretim tesisi varsa ele geçirmek için zarar ediyor bahane edilerek özelleştirilmeli yalanı talanın kendisiydi. 

Bunu gerçekleştirmek ve dayatmak içinde çeşitli kriz ve siyasi oyunlarla istediklerini iktidara taşıdılar. 

Askeri darbelerinin peşini sivil darbeler takip etti.

İlk sivil darbe, çok partili siyasi parti sistemi ile sözde parlamenter sistem olan aslında her partinin bir başka diktaya ve tek kişiye emanet edildiği, içlerinden birinin seçilerek, işbirlikçileri tarafından kullanılacak olanın medya terörü aracılığıyla iktidara taşınıp emellerini gerçekleştirilmesiyle başlamıştır.

Sonrası yıllar toplumu ikiye bölen, parçalamak isteyen siyasi, ekonomik, askeri darbe ve krizlerle düşmanın istediği yola girilmiştir. 

Bütün bu ihanetler kendi içimizden siyasilerden, askerlerden, sermaye sahiplerinden seçilerek satın alınan vatana ve millete maddi menfaat karşılığında ihanet edenlerdi.  

Toplum bölünme ve parçalanmaya çok müsait olmasa bile cebini boşaltanlara engel olmayı başaracak bir refleksi gösteremedi.

Örneğin devlet elektrikte fatura kesmekten aciz olduğu için mi özelleştirme yaptı? Yoksa ülkeyi 21 bölgeye bölerek yirmi bir ayrı sermaye sahibini her faturadan % 30 dağıtım bedeli adı altında haraç almalarının yolunu açmak için mi özelleştirdi? 

Bunun gibi her özelleştirme ayrı bir talan hikayesidir. 

Yapılmak istenen gerçek niyet; Türk Milletini küresel tefecilere ve yerli işbirlikçilerine müşteri yapma dayatmasıdır. 

Toplum bu konuda zamanında uyanmamış, kendini bu yanlışa düşürmek isteyen ideolojilerin, niyetlerin tuzağına düşerek ülkemiz ekonomisinin tekellerin eline geçmesine sebep olmuştur. 

Bu süreç peşinden asıl niyeti ortaya koyacaktır. Asıl niyet sürdürülebilir sömürge sistemini batı ve yerli işbirlikçileri lehine kurmaktır. Bu niyet Türk Milleti için savaş sebebidir. Sermayenin yüzü işte bu anda ortaya çıkacaktır. Düşmanla savaşmak zorunda kaldığımızda sermaye kimin yanında yer alacaktır? 

Batının sömürge sistemine göbeğinden bağlı, küresel tefecilerden emir alan işbirlikçiler saflarını değiştirebilecekler mi? Ya da neden değiştiremiyorlar? Neyi bekliyorlar? Sahip oldukları ne varsa bu ülkeye ve bu topluma borçlu oldukları bildikleri halde bu ihaneti yapmaktan çekinmeyenler yaşattıklarını yaşamaya mecbur kalacak, bunun hesabını bu millete vereceklerdir.

Türkiye Cumhuriyetine yurttaşlık bağıyla bağlı olan Türk Milletinin her ferdi, orta doğu toplumları gibi sömürge altında tek kişinin sopası ile yaşamaya mahkum edilemeyecek kadar onurlu bir milletin ortağı oldukları için bu zulme mutlaka dur diyecektir.   

Bir asır önceki düşmanın içimizdeki yerli işbirlikçileri kullanarak sinsi bir  kin ve öfkeyle intikam almak istemeleri cevapsız kalmayacak ve bedeli ödetilecektir. Bunun artık bilincindeyiz. Gardımızı buna göre almak zorundayız.    

Unutulmamalıdır ki Türk Milleti geç uyanmış olabilir. Yalnız bu millet her yanlışın hesabını er ya da geç bu suç işleyenlere mutlaka sormuştur ve yine soracaktır. 

Çok ibret vericidir 2001 yılı krizinde yaşananlar. Kurun iki katına çıkacağı haberini merkez bankası başkanından öğrenip bir gecede vurgunlar vuran bankalara bunun hesabı aradan 17 yıl geçmesine rağmen sorulmamıştır. O yıllarda özel bir bankada çalışmaktaydım. Çalıştığım banka da bu vurgunu vuran bankaların başında gelmekteydi. Hatta 'krizden büyüyerek çıkan tek bankayız' diye övünüyordu. 

2001 yılı krizine kadar bankaları aracılığıyla halktan topladıkları parayı devlete satarak dolaylı halkı sömüren bu tefeci zihniyet, 2001 yılı krizi sonrası halkı direk bireysel kredi ve kredi kartlarıyla borçlandırarak sömürdüler. 

Bugün ülkemizin toplamda dört yüz milyar dolara yaklaşan borcu ödenemez düzeye ulaşmış ekonomiyi iflasa sürükleyecek boyuttadır. 

2008 krizi sonrası finans sistemi çöken batı karşılıksız para basarak bu paraları bankaları aracılığıyla bizim gibi ülkelere satarak karşılık ürettiler. İşbirlikçi finans komisyon karşılığında Türk Milletini borçlandırarak bu ihanete ortak oldu...

Hem vergi vermeyen hemde finans oyunlarına alet olan borsa bu sebeple kapatılmalı ve tüm bankalar bu sebeple kamulaştırılmalı, bireysel kredi ve kredi kartları yasaklanmalıdır. 

Türk Milletinin tefeci finans kapitale muhtaçlığının ortadan kaldırılması bu zalim düzenden daha az maliyetlidir. 

Bunu gerçekleştirebilecek ve milletin çıkarlarına uygun kararlar alıp uygulayabilecek bir irade en önemli ihtiyaçtır. 

Bıçağın kemiğe dayandığı bu günlerde gerçekleri yazarak, anlatarak, birleşerek el birliği içinde faturanın kendi hatamız yüzünden olduğunu bilerek ve daha da büyümeden ödeyerek çıkacağız bu karanlığın ve acımasız zulmün içinden. 

Ülkemizin kara toprağının yarısı kadar da denizlerde toprağı olup, her türlü kaynağa sahibiz. Tek eksiğimiz üretimi küresel tekellere kaptırmamız, kendimiz üretmediğimiz için fakirleşmemiz ile imkanımız yetmediğinde yine bu küresel tekellere borçlanarak esir olmamızdır. 

Bu gidişat çöküşün ötesinde yok oluşu getirir. 

Dibe vursak bile asla yok olmayacak kadar asil, iradeli, güçlü, çabuk birleşebilen, yılmayan, teslim olmayı kabullenmeyen, özgürlük düşkünü bir millet olmamız kaderimizi yine değiştirmeye yetecektir. 

Cebimizde elini dolaştıran küresel tekeller ve yerli işbirlikçileri olup, cebimizde el dolaştırılmasına izin verenler de yetkiyi bizden alıp, sermayenin emrine giren sözde bizi temsile taşınanlar ideolojilerdir. 

Kırılacak olan el sermaye ve siyasetin cebimizde dolaşan ve canı ne zaman ne kadar istiyorsa o kadar almaya yeltenen doyumsuz elleridir.

Köklü devrimlerin ekonomide yapılması en elzem konudur. 

Türkiye Cumhuriyeti bir sermaye diktatörlüğüne dönüştürülemeyecek kadar kıymetli ve tarihin en önemli devrimini gerçekleştirmiş bir milletin devleti olarak sonsuza kadar  yaşaması için devrim şarttır. 

İç düşmanın gözü dönmüş olması bizi asla korkutmamalı ve yıldırmamalı büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün yarım kalan devrimleri tamamlanarak 1950'den bu yana hüküm süren bu gerici fetret dönemi tarihe kara bir leke olarak yazılmalıdır.  

Önder Karaçay 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder