30 Mayıs 2018 Çarşamba

Direniş Tarifesi


Direniş Tarifesi - Önder Karaçay 

En aktif direniş pasif direniştir. 

Pasif direniş nedir? Uzun zamana yayılmış, sabırlı, kararlı, yılmayan ve vazgeçmeyen bezdirerek sonuç alan direnişe pasif direniş denir. 

Öncelikle neden direnmemiz gerektiğini bilmemiz gerekir. 

Konumlama yoluyla bilinçaltı işgali yapan sömürgecilere karşı onların ürettiği tüm sömürge araçlarını tek tek irdeleyerek bunu açıklayabiliriz.

"Sağduyulu her insan hemen hemen her şeyi gülünç bulur, bilge insan ise hemen hemen hiç bir şeyi." Goethe

Kimine ciddi gelecektir, kimine gülünç. 

Bana göre bizi sömürmeye kalkan araçların hepsi birer terördür. İğrençtir ve ciddiye alınıp mücadele edilmediği için daha da azgınlaşmıştır. 

* Tüketim Terörü

Dünyada üretimi ele geçiren tekeller hem daha fazla kazanmak, güçlerini artırmak, her ürettiklerini satmak amacıyla tüketimi de aynı yöntemlerle dizayn etmektedirler. 

Ülkemizin son yıllarda bir tüketim ülkesine dönmesinde yaşadıklarımız bize büyük dersler vermektedir. 

Alış veriş merkezlerine baktığımızda tamamen bir tükettirme ve borçlandırma merkezlerine dönüştüğünü, burada faaliyet gösteren kurumlarında tamamen bu küresel üretici tekellere göbekten bağlı küresel perakendeciler ve yerli işbirlikçileri olduğu görülmektedir.

Hedeflerinde hem daha çok tükettirmek, hem istediklerini tükettirmek hem de bir yolunu bularak mutlaka tükettirmek asıl amaçları olmakla birlikte yerli ve milli perakendeciler ile esnafların da yok olması amaçlanmaktadır.

İnsanların imkanı olup olmadığına bakmadan, ihtiyacı olup olmadığına bakmadan hatta borçlandırmak adına finans imkanları ile de işbirliği içinde tüketimi destekleyerek insanların cebi sömürülmektedir.

Tüketim terörüne karşı pasif direnerek aktif bir direniş göstermenin yolu öncelikle alış veriş merkezlerine gitmemek, yerli ve milli esnaflardan alış veriş yapmak, zorunlu olmayan ihtiyaçlar dışında tüketmemek en önemli çözümdür. 

Yeterli değildir. Bu direnişi desteklemek amacıyla yapılması gereken küresel tekellere kepenk kapattırmak ve pazarı milli pazara çevirmek için üretmeye de başlamak gerekir. 

* Sermaye ve Finans Terörü

Atatürk Devletçilik ekonomisi ilkesiyle biz özel sektöre ve sermayeye karşı olmadığımız gibi tek şartımız kuralları bizim koyduğumuz şartlarda özel teşebbüse izin verebiliriz. 

Bugün ülkemiz borsa aracılığıyla vergi cennetine dönmüş durumdadır. Küresel sermaye mafyaları vergi ödemeden parayla para kazanmakta ve ülkemize para getirirken de kuralları kendileri belirlemektedir. Bu kabul edilemez. 

Finans ve bankacılık sektörünün amacı topladıkları mevduatı üretime yönelik kredi vermek olması gerekirken bugün üretim yerine tüketime yönelik ve geri dönüşümü olmayacak bireysel kredi gibi tefeci yöntemlerle insanların muhtaçlıkları sömürülmektedir. 

Bankaların plastik kredi kartları ile sanal limitlerle insanları borçlandırmaları ayrı bir sömürü olmakla birlikte karşılıksız para basma yetkisini bankalara vererek enflasyonun artmasına, borçlu insan sayısının artmasına ve tüketimin kolaylaşmasına yönelik sömürü aracıdır. 

Finans ve bankacılık terörünün en fazla kar üreten sektör olmasına rağmen diğer her sektörden para kazanan bir sektör olmasına rağmen topluma faydasına baktığımızda bunun hiç de beklenildiği gibi olmadığını çok net görmek mümkündür. 

Örneğin ülkemiz nüfusu seksen milyon olmasına rağmen iki yüz bin bankacıya istihdam sağlayan bankacılık sektörü bu sayıyı artıracağına teknolojiyi kullanarak, hatta teknoloji aracılığıyla memurluğu müşterilerin kendilerine yaptırarak hem maliyetlerini düşürerek hemde insan istihdamını yok ederek daha fazla para çoklama yapmaktadırlar. 

Ayrıca bankalar küresel sermaye tekellerinin emrinde onların paralarını en karlı ve onların istediğine uygun kredilerle verdikleri için ülkemiz lehine değil sermaye sahiplerinin çıkarlarına hizmet eden aracı kurumlara dönüşmüştür. 

Her insanın kendisine düşen bu konudaki görevi geliriyle kendi kendini idare edecek bir yaşam standardı ilk hedefi olmalı, asla borçlanmadan, kredi kartı kullanmadan yaşamanın bir yolunu bulmalıdır. 

Asgari ücret ve düşük gelir de sermaye tekellerine müşteri çoğaltmak amaçlı muhtaçlık sömürünü desteklemek için sermayeye hizmet eden iktidarların kötü niyetli politikalarının sonucudur. 

*Medya Terörü

Algı operasyonu aracı olarak televizyonlar, gazeteler, internet, sosyal medya kullanılmaktadır. Medya terörü ile sonuç almanın yolunu medyayı işbirlikçi sermaye ve siyasetin emrine verilme sebebi budur. 
Emperyalizm düzenini araçlar üreten ve düzenler kuran sermayeyi ve bu düzenlerin yaşaması için gereken koruyucu yasaları çıkaran faşizm yönetir.

Oysa liberal sömürüye malzeme olmadan önce basın demokrasinin dördüncü kuvveti olarak anılırdı. 

Gerçi bugün ülkemizde diğer üç erk kalmadı ki basının demokrasinin gücü olmasından bahsedelim. 

Medya emperyalizmin en önemli gücü haline dönüşmüş durumdadır. 

Medya teröründen korunmanın yolu da televizyonlarını seyretmemek, gazetelerini okumamaktan geçmektedir. 

* Reklam Terörü

Reklam derslerinde reklam; müşterinin ihtiyaç listesini değiştirmek olarak tarif edilir.

Öğretileri bile bu kadar iğrenç olan bu araç televizyon, gazete, dergi, sosyal medya ve interneti de kullanarak eş güdüm içinde bir terör üretir. 

Reklamın amacı bilinç altını konumlama yöntemiyle tahrip ederek ele geçirip yönetmektir.  

İhtiyacı olan ve olmayan insanları tüketime yönlendirmek amaçlı sinsi bir terördür. 

Marka terörünün kullandığı en önemli araçtır. 

* Ambalajlı Gıda Terörü

Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllardan sonra uzunca yıllar kendi kendine üreterek geçinmeyi öğrenen insanımıza son yıllarda tüketim ekonomisi ve küresel bir dayatma sonucu gıdalar da ambalaja girerek herkes üretmek yerine hazır satın almaya alıştırıldı. 

Bunun nasıl bir felaket olduğunu toplum yeni yeni anlamaya başladı. 

Sağlık bozan, pahalı ve asla tüketilmemesi gereken ürünler ambalajla bir kılıfa sokularak ve çok daha fahiş fiyatla satılarak toplum bu yolla da ayrı sömürüldü.

Farklı renkler kullanılarak insanların tüketim ihtiyaçlarını gıdıklayan ambalaj tuzaklarıyla sanki ambalajlı gıda tüketmek bir ihtiyaç haline getirilmeye çalışıldı. 

Sanayi yoğurduna cacık olmayacağını sömürülerek öğreniyor toplum.

Ambalajlı gıda teröründen korunmanın yolu kendimizin üretmesi ve ambalajlı gıdadan uzak durmaktır. 

Sömürülmek için ambalaja girmemek isteyen ambalajlı gıda teröründen kendini korur. 

* Marka Terörü 

Dünyayı işgal eden küresel markalar yerli ve milli marka istemedikleri gibi onları da yutmaya kalkarak kendi markalarını dayattılar ve dayatmaya devam ediyorlar. 

Küresel marka teröründen korunmanın yolu kendi markanı tercih etmek ve markana sahip çıkmaktan geçer. 

* İdeoloji Terörü

İnsanlığın çektiği en büyük belalardan biri de ideoloji terörüdür. İdeolojileri üreten bu yolla da toplumları sömüren şer bir çete olup diğer terör araçlarını da kullanarak farklı görüşleri kullanarak da sömürü aracı haline getirmektedirler. 

Siyasi partiler ideolojilerin yasal uzantısıdır. Toplumda kabul görmenin bir yoludur. 

Dini bir siyasi ideoloji olarak kullanan ve tarikat cemaatler aracılığıyla toplumu uyuşturmaya kalkan cehaletin amacı da bu ideoloji terörünün bir faaliyetidir. 

Hiçbir toplumun ideolojiye ihtiyacı yoktur. 

İdeolojiye ihtiyacı olan toplumu sömüren güçlerdir. 

Nitekim büyük önder Atatürk 'Bizim siyasi partilere ihtiyacımız yoktur. Bizim milli birliğe ihtiyacımız var' sözü ile ideoloji bataklığına dikkat etmesini asla aklımızdan çıkarmamalıyız. 

* Sosyal Medya Terörü 

Adının sosyal medya olması sosyal olduğunu göstermeyen bu alanın amacı acı çektirilen insanların gazını almak ve istihbarat amaçlı kullanarak toplum mühendisliği yapılmaktır. 

Ayrıca sosyal medya diğer terör araçlarınında ortak amacı reklam, marka bilinirliği, satış, algı üretmek amacıyla burada bulunan insanların sayısına göre bağımlılık üreterek geliri kazanılan bir mecradır. 

Bu ağlarda bulunmak bilinçli olmak adına yararlıdır. Doğruları, gerçekleri paylaşarak bilinçli örgütlenme alanı olarak kullanılmalıdır. 

* Teknoloji Terörü 

Bugün bilim sömürü terörüne hizmet etmektedir. Teknoloji adına üretilen ne varsa hepsi insanların bağımlılığını artırarak, ceplerini ve geleceğini sömürmektir. 

Yapay zeka ve robot teknolojilerinin de amacı üretimi tekeller adına az maliyetle üreterek insanları işsizliğe mahkum edip sadece tüketmelerini beklemektir. 

Yalnız bu zihniyet bindiği dalı kestiğini unutmaktadır. Çalışmayan ve para kazanmayan insanlar sizin robotlarla ürettiklerinizi ne ile satın alacaklar? 

Teknoloji dahil üretilen her ürün ahlaklı bir amaç taşımalı ve sadece tekellerin çıkarlarını düşünmemelidir. 

* Piyasa Terörü 

Serbest piyasa serbest ahlaksızlıktır. 

Satabiliyorsan ve müşteri bulabiliyorsan istediğin kadar kar edebilirsin demek ve buna göz yummak o toplumu bunu dayatanların sömürmelerini sağlamaktır. 

Kuralları hukuk devletinin koymadığı ve toplumda yaşayan herkesin hakkını adil bir şekilde tek bir tarafa yontmayan bir piyasaya izin verilebilir. 

* Şiddet Terörü 

Toplumu bölmek amaçlı bir kısım insanı kullanmak için kışkırtma ve arkanızdayız diyerek şımartan sömürgeciler bu yolla da terör üretmektedirler. 

Amaçları böl, küçük parçalara ayır, kavga ettir, sonra barış ve demokrasi amaçlı orayı işgal ederek yutmaktır. 

İnsanlar terör deyince sadece şiddet terörü akıllarına gelir. Oysa en büyük terör bütün bu terör üreten araçları üretenler kimlerse asıl terör ve terörist onlardır. 

Hayatımızda ne kadar terör üreten araç varsa hepsini bizi sömürenler çok etkin bir şekilde kullanmaktadırlar. 

Oysa dünyada asıl güç dokuz milyara yaklaşan insandadır. 

Nazım Hikmet'in dediği gibi "İnsan, denizin olmadığı yerde, umut adına martı olmalıdır."

Toplumun geneli kendi üzerinden kimlerin hangi hesapları yaptığından haberi olmadığı gibi haberi olmadığından da bihaberdir. 

İnsanlığın öldüğü yerde kimin nasıl ve hangi yolla ayakta kaldığının bir önemi yoktur. 

İnsanlık öyle bir elbisedir ki insanlığını kaybedenlere asla giydirilmesi mümkün değildir. 

Önder Karaçay 



























25 Mayıs 2018 Cuma

Şiir öldürülüyor - Önder Karaçay


Şiir öldürülüyor - Önder Karaçay 

Fazlalıkları atılmış kelime ve cümlelerde kalandır şiir 
Görünenin içinde, görünmeyeni anlatan 
Bir dil sanatıdır

Heykel gibi 
Sessiz duruşu gürültülü
Hayalinizde sarıldığınız da 
Duygudur şiir

Kelime ve cümlelerin anlamlarını
Sıkar suyunu (!) çıkarırsınız şiirle
Taş gibidir şiir
Taşı şiirle sıksan
Suyunu çıkarır

Rezilliğin karşısında duruşun
Eleştiri sanatının başıdır 
Şiir şairin yaşıdır

Şairlerin ömrüne sığdırabildiği
Dört harftir şiir
Fazlası değeri bilinirse sizindir

Şiirin kendisini bir şiirle anlatarak başlamak istedim. 

Şiirin reklama ve popülerliğe kurban edildiği çağımızda şiiri yaşatmanın zorluğu ortadayken buna nasıl çare bulacağımızı da düşünmenin vakti çoktan geçmiştir. 

Kitap okuma oranlarının çok az olduğu ve sadece belli bir kesimin alışkanlığı olarak kaldığı için kitap okuyarak şiiri yaşatmak da imkansızlaşmıştır.

İnternet ve sanal dünyanın ürettiği yenilikler şiir sitelerine topladıkları insan sayısı ölçüsünde reklam aldıkları için şiir aslında bu ortamlarda paraya satılmakta şairler kullanılmaktadır. 

Oysa şiir şairin en zor işidir. 

Bunu da yine şiirle anlatmak istiyorum.

Deniz dinlendiğinde sahildeki kayalıklarda nefes alır 
Yalnızlık bazen büyük bir kalabalığın hazırlığıdır

Satırların arasında hep tedirginlik dolaştırır şairler 
Çünkü kaygıdır şiir 
Okur ise şiirin içinde merakla haz dolu bir bekleyiştir

Şair uyarır; düşmeyin, kanmayın, sömürülmeyin diye
Okur hep bir sonraki satırın heyecanı ve merakı içindedir

Şairlerin işi zordur, bir sonraki sahne kurgusuz kalırsa
Şiir o satırda bitebilir

Şiir sürükleyici olmalıdır 
Hazdır, duygudur 
Yerine göre aşktır şiir

Hepimizi içine alan 
Kimi zaman daraltan, kimi zaman genişleten
Duyguların dolaşmış yumağıdır

Şairlerin ve şiirlerinin derdi 
İnsanın insana, insanın doğaya ettiklerinden dolayı 
Yalnız kalışının yankısıdır

Bu duygular ki; belki de yalnız, yalnızlığın işidir
Şairler şiirleriyle yalnızlığın heykeli gibi bir kişidir

Tüm bu son bulmaz olasılık karşısında
Şairlerin şiirleri dayatmalara karşıdır

Hayata şimdiye kadar 
Bakılmamış pencereden bakışı
Okurunu da o pencereye davet edişidir
Şiir şairin en zor işidir

Şiir bu kadar zor yazılıyorken, bu kadar kolay tüketilmesi şiirin öldürülmesidir.

Öldürmeyelim şiiri. Çağımızın açtığı yaralara merhem olacak söz ve düşünceleri yayalım. Reklama, popülerliğe kurban etmeyelim şiiri.

Şiir açılmış bu yarada kanarken, ağlamak, sızlamak adına değildir yakarışım.

Çünkü şiirler şairlerin gönül yarasıdır. 

Bunu da yine şiirle anlatmak daha faydalı olacaktır.

Hayatın da ne yaşıyorsa insan
Genelde kendi seçimidir 
Kendi seçimi olmayan yaşadıkları
İnsan yüreğinde eğer bir dayatmaya dönüşmüşse yaradır

Şairlerin ruhu, dünyası akan bir suyun yatağı gibidir 
Sözcükler su gibi akar bazen berrak, bazen de bulanıktır 
Yatağının içinden nerede olduğu bilinmeyen bir deryadan akar
Uyandırdığı fikir sinir uçlarını uyarır geleceğe bakar

Şairler ne gerçeğin habercisi 
Ne de güzel söz söyleme meraklısıdır 
İfade tarzları farklı bakışlarıyla
Geleceğe her sözleri bir umut taşıdır

Kiminin gözlerinde bulut olmuş gözyaşıdır

Şairleri amaçları duyulmak, meşhur olmak değildir 
Şairlerin meşhur yapan kendinden sözlerde duygu yakalayanların
Yaralarına merhem olması dolayısıyla meşhur eden okurun işidir

Şiir sözle müzik arası 
Sözden çok müziğe yakın durası 
Şiir ile olayın, önceki ve sonraki duygunun en anlamlısıdır

Ve yazdıkları hayatın yürek meydanında yer edinmiş yaralı duyguların
Kabuklu seyahatnamesidir

Şiir; şairlerin iç dünyasındaki derin gizlerin aynası 
Doğanın ve insanların kendinde uyandırdığı
Duygu fırtınalarının rüyası 

Rüyanın sözcüklere dönüşüp
Zihnin kıvrımlarında yaşatma becerisidir

Kusursuz bir sofra gibi dizilmiş 
Beş duyuya birden hitap eden söz görüntüsüdür şiir

Yaşamakla ve anlatmakla bitmeyen, 
Şairden şaire, şiirden şiire değişen/değişmeyen ifadelerle 
Şiirler şairlerin gönül yarasıdır

Yaralı olan sadece şiir de değildir. Sanatın her dalı, edebiyat, hayatın kendisi bir ağın içinde çırpınan çaresizliğin çıkış yolunu arayan birbiri ile bağlantılı sebeplerin ürettiği yozlaşma, dayatmaların sonucudur yaşadıklarımız.

Şiir öldürülürken seyredecek miyiz? 

Önder Karaçay 


22 Mayıs 2018 Salı

Cebimize Dadanan Elleri Kırmanın Zamanı Geldi - Önder Karaçay


Cebimize Dadanan Elleri Kırmanın Zamanı Geldi - Önder Karaçay 

Kendi elimizden başka bir el cebimizde dolaşmıyordu. Üretiyorduk, kazanıyorduk, en kötüsü kendi kendimize yetiyor, kimseye muhtaç değildik.

İşte kimseye muhtaç olmamamız birilerine yetmiyordu.

Muhtaç olacaklar ve muhtaç olunacaklar bir plan ve niyetle birlikte üretildi. 

Muhtaç olacaklar toplumun tümüydü. Toplumun muhtaç olacağı yer olarak küresel tekeller ve yerli işbirlikçi sermaye seçildi. 

Toplum işsiz bırakılarak muhtaç edildi. 

Esnafların yerini alışveriş merkezlerinde küresel tekeller ve yerli işbirlikçi sözde sanayiciler ve üreticiler perakendeci olarak esnafa rakip edildiği için muhtaç edildi. 

Emekliler ve işçiler düşük gelirle kanunla korunan tefeci bankacı ve finans kurumlarına muhtaç edildi. 

Memurlar işiyle tehdit edilerek muhtaç edildi. 

Fakirleştirilen insanlar sadakaya alıştırılarak tembelleşmeye muhtaç edildi. 

Düşük gelirle toplumun geneli bankaların ürettiği borç bağımlılığı ve kanunla korunan tefecilik sistemi bireysel kredi ve karşılıksız para basma hakkının bankalara verildiği kredi kartlarına muhtaç edildi. 

Üretmeyi unutan millet borçlanarak ve tüketerek tefecilere esir olmaya muhtaç edildi

Kimlerdi bu cebimizden elini çekmeyen ve bizim üzerimizden sürekli hesap yapan tefeciler?

İçimizden birileri her mahallede birer milyoner olmak, sermayede ve üretimde tekel olmak adına soyundular. Sözde bizim adımıza milli sermaye olacaklardı. 

Bu iç işbirlikçileri üretimde, sermayede tekel olmalarının yolunu açarak bu işe kimler soyundurdu?  Küresel tefeciler lehine merhametini menfaatlerine sattıkları için kendileri soyundular. 

"Tekelleşen sermaye biz üreteceğiz, siz bizim ürettiğimizi borçlanarak tüketeceksiniz  dayatması içine girdiler." Bu dayatmayı Türk Milleti kabul eder mi? 

Küresel tefecilikle işbirliği yaparak, tefeci zihniyetlerini kanunlarla koruma altına siyasetle kol kola girerek yapan bu ihanet şebekesine büyük ve milli sermaye denebilir mi?  

12 Eylül 1980 askeri darbesi öncesi alınan ya da alınması sermaye lehine istenen 24 Ocak Kararlarının amacı özelleştirmeler ile talanı başlatmaktı. Darbenin amacıda halka işbirliği hilesine düşen askerle sopa gösterilerek özelleştirmelere karşı susturmaktı. 

Medya terörü kullanılarak algı operasyonları ile halka kamu kurumlarının ve Türk Milletine ait ne kadar üretim tesisi varsa ele geçirmek için zarar ediyor bahane edilerek özelleştirilmeli yalanı talanın kendisiydi. 

Bunu gerçekleştirmek ve dayatmak içinde çeşitli kriz ve siyasi oyunlarla istediklerini iktidara taşıdılar. 

Askeri darbelerinin peşini sivil darbeler takip etti.

İlk sivil darbe, çok partili siyasi parti sistemi ile sözde parlamenter sistem olan aslında her partinin bir başka diktaya ve tek kişiye emanet edildiği, içlerinden birinin seçilerek, işbirlikçileri tarafından kullanılacak olanın medya terörü aracılığıyla iktidara taşınıp emellerini gerçekleştirilmesiyle başlamıştır.

Sonrası yıllar toplumu ikiye bölen, parçalamak isteyen siyasi, ekonomik, askeri darbe ve krizlerle düşmanın istediği yola girilmiştir. 

Bütün bu ihanetler kendi içimizden siyasilerden, askerlerden, sermaye sahiplerinden seçilerek satın alınan vatana ve millete maddi menfaat karşılığında ihanet edenlerdi.  

Toplum bölünme ve parçalanmaya çok müsait olmasa bile cebini boşaltanlara engel olmayı başaracak bir refleksi gösteremedi.

Örneğin devlet elektrikte fatura kesmekten aciz olduğu için mi özelleştirme yaptı? Yoksa ülkeyi 21 bölgeye bölerek yirmi bir ayrı sermaye sahibini her faturadan % 30 dağıtım bedeli adı altında haraç almalarının yolunu açmak için mi özelleştirdi? 

Bunun gibi her özelleştirme ayrı bir talan hikayesidir. 

Yapılmak istenen gerçek niyet; Türk Milletini küresel tefecilere ve yerli işbirlikçilerine müşteri yapma dayatmasıdır. 

Toplum bu konuda zamanında uyanmamış, kendini bu yanlışa düşürmek isteyen ideolojilerin, niyetlerin tuzağına düşerek ülkemiz ekonomisinin tekellerin eline geçmesine sebep olmuştur. 

Bu süreç peşinden asıl niyeti ortaya koyacaktır. Asıl niyet sürdürülebilir sömürge sistemini batı ve yerli işbirlikçileri lehine kurmaktır. Bu niyet Türk Milleti için savaş sebebidir. Sermayenin yüzü işte bu anda ortaya çıkacaktır. Düşmanla savaşmak zorunda kaldığımızda sermaye kimin yanında yer alacaktır? 

Batının sömürge sistemine göbeğinden bağlı, küresel tefecilerden emir alan işbirlikçiler saflarını değiştirebilecekler mi? Ya da neden değiştiremiyorlar? Neyi bekliyorlar? Sahip oldukları ne varsa bu ülkeye ve bu topluma borçlu oldukları bildikleri halde bu ihaneti yapmaktan çekinmeyenler yaşattıklarını yaşamaya mecbur kalacak, bunun hesabını bu millete vereceklerdir.

Türkiye Cumhuriyetine yurttaşlık bağıyla bağlı olan Türk Milletinin her ferdi, orta doğu toplumları gibi sömürge altında tek kişinin sopası ile yaşamaya mahkum edilemeyecek kadar onurlu bir milletin ortağı oldukları için bu zulme mutlaka dur diyecektir.   

Bir asır önceki düşmanın içimizdeki yerli işbirlikçileri kullanarak sinsi bir  kin ve öfkeyle intikam almak istemeleri cevapsız kalmayacak ve bedeli ödetilecektir. Bunun artık bilincindeyiz. Gardımızı buna göre almak zorundayız.    

Unutulmamalıdır ki Türk Milleti geç uyanmış olabilir. Yalnız bu millet her yanlışın hesabını er ya da geç bu suç işleyenlere mutlaka sormuştur ve yine soracaktır. 

Çok ibret vericidir 2001 yılı krizinde yaşananlar. Kurun iki katına çıkacağı haberini merkez bankası başkanından öğrenip bir gecede vurgunlar vuran bankalara bunun hesabı aradan 17 yıl geçmesine rağmen sorulmamıştır. O yıllarda özel bir bankada çalışmaktaydım. Çalıştığım banka da bu vurgunu vuran bankaların başında gelmekteydi. Hatta 'krizden büyüyerek çıkan tek bankayız' diye övünüyordu. 

2001 yılı krizine kadar bankaları aracılığıyla halktan topladıkları parayı devlete satarak dolaylı halkı sömüren bu tefeci zihniyet, 2001 yılı krizi sonrası halkı direk bireysel kredi ve kredi kartlarıyla borçlandırarak sömürdüler. 

Bugün ülkemizin toplamda dört yüz milyar dolara yaklaşan borcu ödenemez düzeye ulaşmış ekonomiyi iflasa sürükleyecek boyuttadır. 

2008 krizi sonrası finans sistemi çöken batı karşılıksız para basarak bu paraları bankaları aracılığıyla bizim gibi ülkelere satarak karşılık ürettiler. İşbirlikçi finans komisyon karşılığında Türk Milletini borçlandırarak bu ihanete ortak oldu...

Hem vergi vermeyen hemde finans oyunlarına alet olan borsa bu sebeple kapatılmalı ve tüm bankalar bu sebeple kamulaştırılmalı, bireysel kredi ve kredi kartları yasaklanmalıdır. 

Türk Milletinin tefeci finans kapitale muhtaçlığının ortadan kaldırılması bu zalim düzenden daha az maliyetlidir. 

Bunu gerçekleştirebilecek ve milletin çıkarlarına uygun kararlar alıp uygulayabilecek bir irade en önemli ihtiyaçtır. 

Bıçağın kemiğe dayandığı bu günlerde gerçekleri yazarak, anlatarak, birleşerek el birliği içinde faturanın kendi hatamız yüzünden olduğunu bilerek ve daha da büyümeden ödeyerek çıkacağız bu karanlığın ve acımasız zulmün içinden. 

Ülkemizin kara toprağının yarısı kadar da denizlerde toprağı olup, her türlü kaynağa sahibiz. Tek eksiğimiz üretimi küresel tekellere kaptırmamız, kendimiz üretmediğimiz için fakirleşmemiz ile imkanımız yetmediğinde yine bu küresel tekellere borçlanarak esir olmamızdır. 

Bu gidişat çöküşün ötesinde yok oluşu getirir. 

Dibe vursak bile asla yok olmayacak kadar asil, iradeli, güçlü, çabuk birleşebilen, yılmayan, teslim olmayı kabullenmeyen, özgürlük düşkünü bir millet olmamız kaderimizi yine değiştirmeye yetecektir. 

Cebimizde elini dolaştıran küresel tekeller ve yerli işbirlikçileri olup, cebimizde el dolaştırılmasına izin verenler de yetkiyi bizden alıp, sermayenin emrine giren sözde bizi temsile taşınanlar ideolojilerdir. 

Kırılacak olan el sermaye ve siyasetin cebimizde dolaşan ve canı ne zaman ne kadar istiyorsa o kadar almaya yeltenen doyumsuz elleridir.

Köklü devrimlerin ekonomide yapılması en elzem konudur. 

Türkiye Cumhuriyeti bir sermaye diktatörlüğüne dönüştürülemeyecek kadar kıymetli ve tarihin en önemli devrimini gerçekleştirmiş bir milletin devleti olarak sonsuza kadar  yaşaması için devrim şarttır. 

İç düşmanın gözü dönmüş olması bizi asla korkutmamalı ve yıldırmamalı büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün yarım kalan devrimleri tamamlanarak 1950'den bu yana hüküm süren bu gerici fetret dönemi tarihe kara bir leke olarak yazılmalıdır.  

Önder Karaçay 




18 Mayıs 2018 Cuma

Devlet ve Zenginlik - Önder Karaçay



Devlet ve Zenginlik - Önder Karaçay 

İki türlü zenginlikten bahsedebiliriz. 

1) Manevi zenginlik anlamına gelen gönül zenginliği,
2) Maddi zenginlik olarak ikiye ayrılır. 

Maddi zenginlik insanın manevi zenginliği için bir amaç değil araçtır. 

Sosyal hukuk devletlerinde zenginlik adil paylaşım gerektirir.  

Kişiler veya belli grupların toplumun diğer fertlerinin imkanlarını kullanarak zenginleşmesi adil bir ekonomi değildir. 

Zengin olması gereken toplumun tüm fertleri adına devlettir. Kişiler zengin olamaz. Kişi veya belli grupların zenginleştirilmesi hem devlet hemde toplumun her ferdi için hem tehdit hemde sömürü sistemidir. 

Refahın tüm topluma yaygınlaşmasının yolu devleti zenginleştirmek, hukuk devletini sağlamlaştırmak, haksızlığı, kayırmayı, sömürüyü önleyerek hakça ve eşit paylaşımı sağlamaktan geçer. 

Bir toplumda yaşayan hiç bir kimsenin kimseden midesi büyük olmadığına göre devletin hazinesinden de pay almak her insanın midesinin büyüklüğü kadar olmalıdır. 

29 Ekim 1923 tarihinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti Atatürk'ün Devletçilik ilkesi gereği karma ekonomi sistemi tercih etmesinin amacıda budur. 

Devletçilik ekonomi sistemi ile Atatürk döneminde dünyanın en çok ve en hızlı üreterek, paylaşarak kalkınan ülkesi Türkiye Cumhuriyetidir. 

Köy Enstitülerinin yaygınlaştırılmasıyla üretimin köylere kadar yaygınlaştırılması kalkınmanın temelini oluşturmaktaydı. 

Ne hazindir ki dünyanın felaketi kapitalizm zihniyetinde olanlar; 1950 sonrası çok partili siyasi sisteme geçmeyi fırsat bilerek 'her mahallede bir milyoner' üreteceğiz diyerek bugün ülkemizi hem tehdit eden, hem dış düşmanla işbirliği için devletimiz ve toplum aleyhine zenginleşen sermaye gruplarının yolunu açarak ekonomimizi çıkmaz sokmuştur. 

Milli ekonomimizi sömürmek amacında olan iç ve dış mihraklar siyasi oyunlarla toplumu bölme, kavga ettirme ve darbelerle hizaya getirerek kendi sömürü sistemlerini kurmuşlardır. 

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde 24 Ocak Kararları diye anılan kararlarla milli ekonominin ruhuna Fatiha okuma ve Sermaye düzeninin hakim kılarak kişileri zenginleştirerek toplumun diğer her ferdini bu zenginlere müşteri yaparak sömürme sistemine geçilmiştir.

Günümüze kadar da iktidara taşınan her zihniyetle bu yolda engeller kendi lehlerine aşılarak ÖZELLEŞTİRME TALANI adı altında üretim küresel tekellerin ve yerli işbirlikçilerinin eline geçmiş, topluma da borçlanarak tüketmenin tek seçenek olduğu dayatılmıştır. 

Özelleştirmelerin amacı devletin gücünü azaltmak ve halkı fakirleştirerek hizaya sermaye lehine getirmektir. 

Asgari ücret ve düşük gelir adaletsizliğin dayatılma sebebi bu sermaye sömürüsüne müşteri bulmayı kolaylaştırmak içindir. 

Bu süreçte dış düşmanın emrinde sermaye siyaset ile kol kola tüm hedeflerine ulaşmış devleti tehdit edecek kadar ekonomik krizler üretip istediğini dayatmaya kalkacak kadar haddini aşmıştır. 

Hukuk devleti özelliğini kaybetmiş olmanın sonucu vurgunlar vuran sermaye ve finans adına hiçbir kişi ve gruba hesap sorulmamıştır. 

Örneğin 2001 yılı krizinde Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel'den kurun iki katına çıkacağı haberini alan bankalar bir gecede vurgun vurmalarına karşı bunun hesabı sorulmamış ve bu işbirlikçi sermaye finans gruplarının yanına kar kalmıştır. 

12 Eylül 1980 sonrası ekonomimiz faiz, kur, borsa ile krizlerle tanışmış, borsa aracılığıyla, kur ile ve faiz ile birileri zenginleştirilmiş, toplumun çoğu tuzaklara düşürülerek fakirleşmiştir. 

Borsa parayla para kazanan küresel tefecilerin vergi ödemeden para kazanma sistemine dönmüş, borsaya gelen her sermaye kuralı da kendi koymuştur. 

Oysa Atatürk karma ekonomi sistem ile yabancı sermayeye üretim yapmasını şartları Türkiye Cumhuriyeti devletinin belirlemesi şartıyla karşı olmadığını belirtmiştir. 

O zaman çare nedir?

Çare milli üretim ekonomisini yeniden kurmaktır. Küresel tekellerin ve yerli işbirlikçilerin şartları kendilerinin belirleyerek üretmesi ve topluma borçlanarak tüketmeye devam edeceksiniz dayatması sömürüyü derinleştirir. Sermaye sistemi sürdürülebilir ve adil değildir. 

Özelleştirilen tüm kurumlar kamulaştırılmalıdır. 

Eğitim millileştirilmeli ve bilimsel eğitimle üretim toplumun tüm fertlerinin katılımını sağlayacak şekilde yaygınlaştırılmalıdır. 

Vakıf, dernek, tarikat, siyasi partiler, holdinglerin tamamı kapatılmalıdır. 

Partisiz Parlamenter Sisteme geçilmelidir. Partisiz Parlamenter Sistemin ne olduğu ile ilgili https://partisizparlamentersistem.blogspot.com.tr/2018/05/partisiz-parlamenter-sistem-nedir-onder.html link tıklanarak yazım okunabilir. 

Tanklardan sonra bankalar geldiği için bankalar kamulaştırılarak sadece ihracata, üretime, ticaretin finansmanına kredi vermeleri sağlanmalı kredi kartı ve bireysel kredi yasaklanmalıdır. 

Borsa kapatılmalıdır. Vergi ödemeden parayla para kazananların daha fazla ülkemizi sömürmelerine izin verilemez. 

Döviz kullanmak sadece ithalat ve ihracat yapan kurumlar için serbest olmalıdır. 

Sermayenin medya ve basını yönetmesi yasaklanmalı görsel medya kamulaştırılmalı basında siyaset ve sermaye hakimiyetine son verilmelidir.  Gazeteciler gazetecilik yapabilmelidir. 

Milli internet alt yapısı kurulmalı ve kötü amaçlı yanlış bilgileri önlemek amacıyla yayınlanan her bilgi onaydan geçmelidir. 

Komşu ülkelerle ticari ilişkiler geliştirilmeli. Batı ile ilişkiler milli çıkarlara uygun yeniden gözden geçirilmelidir. 

Devlet yeraltı kaynaklarımızın üretilmesi ile ilgili her türlü yatırımı ve üretimi yapmalıdır. 

Son söz;

Kapital çoklamak yoluyla iyi bir gelecek sunacakları yalanına tutunan zenginlerin ve onların emrine giren siyasilerin sözleri yerine toplumun diğer fertlerinin yaşadıklarına bakmak gerçekleri görmeye yetecektir. 

Önder Karaçay