tehlike etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tehlike etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2018 Cumartesi

Okumak ve Yazmak


Okumak ve Yazmak - Önder Karaçay  

Okumak kendimizi yeniden yazmak gibidir. Yazmak ise nefes almaktır. 

"Yazmak hayatı tersinden okuyabilmektir."

Hazcı yaşam kültürü satın almak istediği her şeye ulaşabilmenin bir yolunu bulabilirken okumaya zaman ve imkan bulamamış olmayı anlamlandırabilmek bir o kadar zor.

Okumasaydık kendimizi ve yaşadıklarımızı başkalarının da yaşadığını nasıl öğrenebilirdik?

Başkalarına anlatamadığımız duygularımızı, düşüncelerimizi, isyanımızı, umudumuzu, içimizi dökmek için yazarız. 

Yazmak ve okumak bir tutkudur. Yazarlık bir meslek değil uğraştır.  

Kitaplar aralanmış kapı gibidir, başka aralanacak kapılarında yolunu çizer. 

Kitap okuma alışkanlığı bir yaşam biçiminin alışkanlığından gelmediği zaman sonraki yıllarda da kazanılmıyor. 

Kitap okuma veya okuyabilme alışkanlığı çocuklukta başlaması gereken bir alışkanlık olmalıdır.

Kötü alışkanlıkların sergerdesi olanlardan kitap okumayı beklemek ve bu konuda örnek olmaları pek mümkün değildir. 

Tüketerek, bırakarak ve yıkarak yaşayan insanların zihinsel bir emeğin ürünü olan kitaba ilgisinin olması beklenmemeli.

Sosyal medya kültürü de insana yeni kötü alışkanlıklar üretmektedir. Okumadan beğeni, tıklama sayısı ile sınırlı bir yazın ve okumama edebi değeri düşürmektedir.

Kendi çaresizliğinde çırpınan çabalar dışında bu kervanın yolcuları bu yolla da şöhret ve maddi imkanları yakalamış olmanın verdiği hazzı başarı saymaktadır. 

İnsanın insansız kalışına şahit oluyoruz. 

Eleştiri cesaretinden yoksun, fikir üretemeyen, tartışmayan ve tartıştırmayan dayatmacı ortamların ağına düşmüşlüğün çaresizliğine ne demeli?

Yaşama uyumun peşinde olması gerekirken hazcı tüketimin tehlikelerinin tuzağına düştü insanlık. 

Okumak insanı yorar, okumamak ve okunmamış kitaplara sahip olmak daha fazla yorar. Daha ne kadar yaşayacağız ki o kitapları okumak ve düşüncelerimizi yazmak adına kendimizden emin olabilelim. 

Sayısını bilemediğim kadar kitabı altını çizerek, yeniden yeniden okuyarak, not alarak ve özetini çıkarıp kendi düşüncelerimi yazarak yaşayan bir okur olmanın verdiği huzuru çok az insanda görmüş olmanın üzüntüsünü içimde taşıyamıyorum artık. 

Kitap bir üretimdir. Kitabın satın alınması ve okunması bir tüketim gibi gözükse bile aslında yeni üretimlerin ilham kaynağı yarı işlenmiş hammadde gibidir. 

Okunmamış ve okunmayan kitaplar yarım kalmış projelerdir. Bir kitap okuyucuları ile tamamlar. 

Cehaleti zedeleyecek tek çare toplumun kitap okuma alışkanlığı ve düşünsel üretimlerdir. 

Uygar her toplumda bireyin kendi kişisel gelişimini sağlayarak ilerlemesi, önemli yetkilerle görevlere gelmesi ve liyakat sahibi olması gelişmiş bir okuma yetisi aracılığıyla kazandığı bilgi birikiminin sonucudur. 

İyi kitapları okuyarak bitiremezsiniz. İyi kitapları da ancak iyi bir bilgi birikimi ile yetişmiş iyi okurlarla okuyarak bitmeyen kitaplara dönüştürebiliriz. 

Günlük yazmaktan günce yazmaya evrilmiş kalemler geleceğin iyi kitaplarının da satırlarının hazırlığı içerisindedirler. 

Günlük yazılarda bir ben bakışı ve yorumu egemendir. Oysa günce; dışa dönüş, alıntı ve anlatım biçimleriyle zenginleştirilmiş, okura da açık yazınsal bir alandır. 

Ne kadar okuyarak öğrenirsek hayatı o kadar iyi kavrayabiliriz. 

Kitapla dolu bir ev çiçekle dolu bir ev gibidir.

İyi seçilmiş olmaları şartıyla kitapların dostlarımızdan bir farkı yoktur.

Kitaplarda ki insanları tanıdığımızda sokaklarda ki insanı çok daha iyi anlamış olacağız. Çünkü kitaplar sokaklara ayna tutarak aktarır insanı insana. 

Cahilin aynada göremediğini, alim cahile buğulu camda gösterir. 

Her kitap dünyaya açıldığımız ayrı bir penceredir. 

Bir toplumun hiç kuşkusuz en önemli birikimi kitaplardır. 

İnsanı insana, çağı çağa, dünü bugüne ve yarına kitaplar aktarır. 

Görsel ve teknolojik gelişmeler kitapları da tamamen sömürü amaçlı kullanmaya başladılar. Sosyal ağlar kitabın reklamımı yapacak diye sosyal ağların reklamını yapan kitaplar üretiliyor.  

Bu durum hiçbir insanı kitabın önemsiz kaldığı konusunda aldatmamalıdır. 

e-kitaplar, e-robotlar direnen hep kitabın dışında kalan ve direnme şansı olmayan kitapları faydasını insana yerine kendi niyetlere hizmet eder bir dayatmaya mecbur bıraktılar. 

Kitapların basılması ve satılması da sermaye tekellerinin eline geçti. 

Tüm engellere, dayatmaya karşı yazmak ve okumak direnişi yaşatmaktır.

Önder Karaçay












21 Temmuz 2016 Perşembe

Mürteci Pazarlığı Tehlikesi // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Mürteci Pazarlığı Tehlikesi // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

b8290f61816c191e944684c43a24650a
Mürteci Pazarlığı Tehlikesi // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
Kendi şahsi çıkarı ve gelecek kaygısından başka kaygısı olmayan kişi kötüdür, kötünün yolundan gitmek ve kötüyü korumak da kötüdür.
Teröre yardım ve yataklık yapanlar bugün bu terörü bitiriyoruz adı altında kendi sıkıntılarını aşmak adına bu terör örgütünü kullananlar ile bir mürteci pazarlığına asla girmemelidir. Geleceğin en büyük tehlikesi budur. Çünkü düşman not kuruluşları ile içimizdeki sermaye uzantılarıyla bizi tehdit etmenin ilk işaretlerini vermeye başladılar.  Bu darbenin başarısız olması düşmanın bize düşmanlık etmekten vazgeçtiği anlamına gelmez. Diğer terör örgütünün başının iadesi ve sonrasında yaşananlar gibi bir tecrübemiz var.
Suçu başkalarına atmak da suçtur. Suçluların yarısını yargılayıp tamamını veya bir kısmını yargılamak, bir kısmını suçsuz gibi yargılamamak, hatta yargılanmaması için baskılamak yolunu seçmek yeni suçlar üretir.
Sermaye sahiplerini şimdi göreceğiz kimin yanında yer alacaklar. Amerika ve İngiltere sermaye mafyasının emrinde mi kalacaklar? Yoksa Türk Milleti tarafında olduklarını gösterebilecekler mi? Göreceğiz…
İtaat ve biat etmeyenin temizlendiği bir cadı avı yapılıyorsa hukuk sınavında uluslar arası evrensel adalet yönünden sıkıntıya sokacak hiçbir yanlış yapılmamalıdır. Ya da hala daha neler var korkusunu da büyütmektedir.
Darbeler her zaman bir markaj ve başka dayatmanın uzantısıdır. Darbenin sonrasında yaşanacaklar darbenin ne olduğunu bize söyleyecek.
Mustafa Kemal Atatürk der ki; “Düşünmeyen beyinler düşüncesizlere esir olmaktan kurtulamazlar.”
Yaşananların niyetini, geçmişini ve gelecekte neler yapmak istediklerini, kimin veya kimlerin bundan çıkar sağladığını toplumun genel çıkarına mı yoksa siyasi bir ikbal hazırlığı ile koltuk ve makam der mi olduğunu görmeyen herkes bu tuzağa düşer.
Zihniyeti gereği demokrasi bizim için amaç değil araç diyen Cumhurbaşkanının bugün demokrasi nöbeti tutuyoruz diye milletimizi meydanlara davet etmesi tarihin en büyük riyası, dönekliği, paralel terör örgütünün yapılandığı gibi aynı yöntemlerle devleti ele geçirme çabaları ve bir başka sorunun başlangıcıdır.
İmam hatip okulları ve Türgev gibi yapılanmalar cemaat terör örgütünün yöntemlerinin aynısıdır. Bu sebeple imam hatip okulları kapatılmalı, vakıf, dernek, tarikat, cemaat, holding, loca gibi tüm faaliyetler kapatılmalıdır. Özellikle terör üreten ve parayla örgütleyen sermaye bağlantılı ne kadar faaliyet varsa hepsi kapatılmalıdır.
Darbe yeni bir darbe doğurmamalıdır. Biri hukuksuz diğer hukuk kılıflı yapılmamalıdır. Hiç kimse kendini devletimizden ve milletimizden üstün görme hakkına sahip değildir. Cumhurbaşkanı ne haklara sahipse diğer her insanımızda aynı haklara sahip olmalıdır. O zaman hukuk devleti ve demokrasi yerleşir ve kurumsallaşır.
Bu darbenin sebebi ve suçlusu terör örgütüne yardım ve yataklık yapan, devletin önemli görevlerinde yetki verilen, koruyan, işbirliği yapan, önce bu terörü büyütüp sonra da düşman ilan edip yok ederek kendi yardım ve yataklığını kapatmaya kalkmak terör kadar hatta terörden daha büyük bir suçtur. Çünkü bu zihniyet yarın bir başka terörün daha devlet içine yerleşmesine yol açabilir.
Terör örgütü üyesi asker, polis ve yargı mensuplarının yerini değiştirmek yerine o zaman ihraçlar yapılmış olsaydı bu darbe terörü olmazdı.
Eylem ile şüpheli arasındaki ilişkiyi maddi ispatlarla kurduğunuz an müdahale etmezseniz yanlışı yanlışla düzeltmeye çalışarak daha büyük bir yanlışı büyütürsünüz.
Darbe orduda yapıldı yalnız devletin diğer kurumlarında gözaltına alınan ve ilişiği kesilen elli bin yakın insan suçlandı. Bu bize şunu düşündürmektedir; bu darbe bir fırsat olarak gözüküp başka bir niyete hizmet için mi yapılıyor? Daha önce ordu dışındaki bu temizlik neden yapılmadı? Neden bu darbe beklendi? Ya da darbe şaibeleriyle ve başarısız haliyle bu sebeple mi bir girişimdi? İlişiği kesilen bu insanların yerine bugün ki iktidar zihniyeti kendi adamlarını doldurmak için bir fırsat mı değerlendiriyor.
Bu sonuç bizim ne kadar büyük bir tehlike içinde olduğumuzu ve bu tehlike ile işbirliği yapan ve ne istediler de vermedik itirafının asıl bedeli ödemesi gerekenlerin gelecekte bizi yönetmesinin büyük bir risk olduğunu gösterir.
Düşmana fırsat veren ve düşmanla on dört yıldır işbirliği yapan iktidar düşmanın diğer güçlerini de harekete geçirmek veya cesaretlendirmek gibi yanlış bir yola sokabilir. Örneğin sermaye borsa ile bir başka darbe yapmaya kalkabilir. Çünkü an barizi son on dört yılda kurumlarımızı işbirlikçilerle ele geçirmek için 28 Şubat darbesini destekleyenlere dünya sermaye mafyasıyla işbirliği içinde Türk Mevsimi düzenleme faaliyetini yönetenlerin sicili bocuk geçmişlerine asla güvenemeyiz. Tüsiad denen loca geçmişte Bülent Ecevit hükümetini malları stoklayarak ve gazetelere ilan vererek hükümetin düşmesine sebep olmuşlardır. 2001 yılı krizinde merkez bankası başkanın kurum iki katına çıkacağı ihbarı ile bir gecede servetlerine servet katmış olmaları yanına kar kalmış hukuk hesabını sormamıştır.
Yaşananlardan ders çıkaran çapta ve zihniyette bir ciddiyete sahip devlet adamı sıkıntısı yaşamaktayız. Bu sıkıntıyı yaşadığımız için devletimiz ve milletimiz böyle ahlak yoksunu, vicdansız bir darbe yaşamak zorunda kalmıştır.
Türklerin tarihinde devlet geleneğinde yıkılmış her devlet ülkenin hanedanın malıdır zihniyeti hakim olduğu için yıkılmıştır.
Bugün darbeden fırsat çıkaranlar eğer bu yönde kendilerini devletin tek sahibi hanedan zihniyeti ile devam ederlerse kendi sonlarını hızlandırırlar.
Atatürk der ki; “Dini alet ederek yabancılarla işbirliği yapanlara mürteci denir.” On dört yıldır yabancı emperyalist ülkelerin projelerinde görev alan mürteciler ve bu mürtecilerle işbirliği yaparak vatanımız ve milletimiz aleyhine faaliyetler yapanlar bugün kendi bu ihanetlerini örtmek için adeta paranoya ile yaşların yanında kuruları da yakmak gibi bir izlenim vermektedir. Mürteciler iktidarlarını sürdürebilmek için hukuk önünde hesap verip aklanmak yolu ile Türk Milletinin gönlünde yer edeceklerine Suriyeli mültecilere sığındılar. Bugün darbeyi bahane ederek adeta devletin tüm kurumlarında terör estirmek çabasına denecek sözümüz dün neredeydiniz? Neden uyuyordunuz sorusunu sorduruyor bize…
Ahlak akıl ve vicdana dayanmadıktan sonra nereye dayanırsa dayansın en büyük ahlaksızlığı üretir.
Voltaire der ki; “Sizi saçmalıklarına inandıranlar, size katliamı yaptırabilirler.”
Hukuk devletinde ve demokraside tek kişi değil hukuk kuralları konuşur. Eğer tek kişinin ağzından çıkanlara bakarak sorunlarımızı çözebileceğimize inanıyorsak bilin ki bu çaba ve inanmak yeni bir kötülüğün daha örüldüğü anlamına gelir.
Demek ki askerimize kumpas kurularak askeri vesayetten kurtuluyor ve ülkemiz bağırsaklarını temizliyor yalanı içinde başka bir niyet ve çaba uğruna sivil vesayetin oluşturulmak istendiğini gösterir.
Otuz beş yıldır kan akıtan teröründe neden bertaraf edilmediği devletin kurumlarına kırk yıldır sızan, yapılanan, korunanların gerçek terörü devletin içinde yaşattığını ortaya koymaktadır. Bu terörün yerleşmesine göz yuman, büyüten, besleyen, terfi ettiren, önemli görevler veren otuz beş yıldır ülkemize bir türlü demokrasiyi getirmeyen iktidar ve hükümetlerin hepsidir. Bunun bir başka sorumlusu iktidarlara Türk Milleti çıkarına muhalefet etmeyen muhalefetin tamamıdır.
Yıllardır paralel terör örgütünü bilip bunun için gereken tedbiri almayan ülkemizi yönetenler değil mi?
O zaman bugün bu terör örgütünün Amerika denen terörü besleyen, örgütleyeni destekleyen ülkeden geri almak neyi çözecek? Siz bu terör örgütünün en yanınızdaki kişileri yıllarca farkına varmamış halinizle bunu ancak bu şer ülke ile başka bir pazarlığa dönüştürmeye kalkmak için yapmak niyetidir.
Otuz beş yıldır ülkemizi kana bulayan terör örgütünün başını da bu şer ülkeden iade alıp açılım ve barış adı altında bu terörü siyasal zemine taşırken paralel terörü de siz devletin kurumları içinde büyütüp beslemediniz mi?
Haçlı zihniyeti bir cadı avına işin dönüştürülmemsini umarız. Darbeye karşı olduğumuz gibi darbeyi fırsat bilip baskı kurmaya kalkanlar olursa onlara da karşıyız.
Terör örgütüne paralel isminin takılmasının da bir açıklaması olması gerekir. Paralelin diğer tarafı kim? Paralel ile işbirliği yapanları biz ne istediler de vermedik diyen kendileri olarak biliyoruz.
“İnsan vardır hayatta sorun yığar gider, insanların çoğunluğu ya sorun üretir ya da sorun üretenlerinden yolundan gider. İnsan vardır kendisi sorun üretmediği gibi sorun yığanların sorunlarını da çözer gider. Sorun üretmeyen ve sorun çözen insan hem azdır hem de kalıcı olduğu ve unutulmadığı için, her sorunda onun fikir ve çarelerine ihtiyaç duyulduğu için yanlışları da düzeltir, aynı sorunlar tekrar vuku bulduğunda da çözüm üretecek tek fikir ve çare olurlar. Türk Milletinin işte böyle bir dahi lideri ve fikri olan Mustafa Kemal Atatürk gibi her zaman geçerli olan ve sonsuzluğa kadar insanlığın onun gibi bir devlet adamı, asker, komutan, lider, insan, siyasetçi ileri görüşlü bir başkasının gelmesi çok olan bir şansımız var.”
Mustafa Kemal’in bir Mustafa Kemal’i bile yoktu. Onun inandığı ve sevk ve idaresi kendisinde olan kahraman bir ordusu, bir de arkasında Türk Milleti vardı.
Darbenin önlenmesi asker, polis ve milletin işbirliği, hukuk devleti yoluna girmemiz ile Türk devriminin yolunu açacak ve dünyayı yine Türk Devrimi değiştirecektir.
Önder Karaçay