üretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2018 Cumartesi

Okumak ve Yazmak


Okumak ve Yazmak - Önder Karaçay  

Okumak kendimizi yeniden yazmak gibidir. Yazmak ise nefes almaktır. 

"Yazmak hayatı tersinden okuyabilmektir."

Hazcı yaşam kültürü satın almak istediği her şeye ulaşabilmenin bir yolunu bulabilirken okumaya zaman ve imkan bulamamış olmayı anlamlandırabilmek bir o kadar zor.

Okumasaydık kendimizi ve yaşadıklarımızı başkalarının da yaşadığını nasıl öğrenebilirdik?

Başkalarına anlatamadığımız duygularımızı, düşüncelerimizi, isyanımızı, umudumuzu, içimizi dökmek için yazarız. 

Yazmak ve okumak bir tutkudur. Yazarlık bir meslek değil uğraştır.  

Kitaplar aralanmış kapı gibidir, başka aralanacak kapılarında yolunu çizer. 

Kitap okuma alışkanlığı bir yaşam biçiminin alışkanlığından gelmediği zaman sonraki yıllarda da kazanılmıyor. 

Kitap okuma veya okuyabilme alışkanlığı çocuklukta başlaması gereken bir alışkanlık olmalıdır.

Kötü alışkanlıkların sergerdesi olanlardan kitap okumayı beklemek ve bu konuda örnek olmaları pek mümkün değildir. 

Tüketerek, bırakarak ve yıkarak yaşayan insanların zihinsel bir emeğin ürünü olan kitaba ilgisinin olması beklenmemeli.

Sosyal medya kültürü de insana yeni kötü alışkanlıklar üretmektedir. Okumadan beğeni, tıklama sayısı ile sınırlı bir yazın ve okumama edebi değeri düşürmektedir.

Kendi çaresizliğinde çırpınan çabalar dışında bu kervanın yolcuları bu yolla da şöhret ve maddi imkanları yakalamış olmanın verdiği hazzı başarı saymaktadır. 

İnsanın insansız kalışına şahit oluyoruz. 

Eleştiri cesaretinden yoksun, fikir üretemeyen, tartışmayan ve tartıştırmayan dayatmacı ortamların ağına düşmüşlüğün çaresizliğine ne demeli?

Yaşama uyumun peşinde olması gerekirken hazcı tüketimin tehlikelerinin tuzağına düştü insanlık. 

Okumak insanı yorar, okumamak ve okunmamış kitaplara sahip olmak daha fazla yorar. Daha ne kadar yaşayacağız ki o kitapları okumak ve düşüncelerimizi yazmak adına kendimizden emin olabilelim. 

Sayısını bilemediğim kadar kitabı altını çizerek, yeniden yeniden okuyarak, not alarak ve özetini çıkarıp kendi düşüncelerimi yazarak yaşayan bir okur olmanın verdiği huzuru çok az insanda görmüş olmanın üzüntüsünü içimde taşıyamıyorum artık. 

Kitap bir üretimdir. Kitabın satın alınması ve okunması bir tüketim gibi gözükse bile aslında yeni üretimlerin ilham kaynağı yarı işlenmiş hammadde gibidir. 

Okunmamış ve okunmayan kitaplar yarım kalmış projelerdir. Bir kitap okuyucuları ile tamamlar. 

Cehaleti zedeleyecek tek çare toplumun kitap okuma alışkanlığı ve düşünsel üretimlerdir. 

Uygar her toplumda bireyin kendi kişisel gelişimini sağlayarak ilerlemesi, önemli yetkilerle görevlere gelmesi ve liyakat sahibi olması gelişmiş bir okuma yetisi aracılığıyla kazandığı bilgi birikiminin sonucudur. 

İyi kitapları okuyarak bitiremezsiniz. İyi kitapları da ancak iyi bir bilgi birikimi ile yetişmiş iyi okurlarla okuyarak bitmeyen kitaplara dönüştürebiliriz. 

Günlük yazmaktan günce yazmaya evrilmiş kalemler geleceğin iyi kitaplarının da satırlarının hazırlığı içerisindedirler. 

Günlük yazılarda bir ben bakışı ve yorumu egemendir. Oysa günce; dışa dönüş, alıntı ve anlatım biçimleriyle zenginleştirilmiş, okura da açık yazınsal bir alandır. 

Ne kadar okuyarak öğrenirsek hayatı o kadar iyi kavrayabiliriz. 

Kitapla dolu bir ev çiçekle dolu bir ev gibidir.

İyi seçilmiş olmaları şartıyla kitapların dostlarımızdan bir farkı yoktur.

Kitaplarda ki insanları tanıdığımızda sokaklarda ki insanı çok daha iyi anlamış olacağız. Çünkü kitaplar sokaklara ayna tutarak aktarır insanı insana. 

Cahilin aynada göremediğini, alim cahile buğulu camda gösterir. 

Her kitap dünyaya açıldığımız ayrı bir penceredir. 

Bir toplumun hiç kuşkusuz en önemli birikimi kitaplardır. 

İnsanı insana, çağı çağa, dünü bugüne ve yarına kitaplar aktarır. 

Görsel ve teknolojik gelişmeler kitapları da tamamen sömürü amaçlı kullanmaya başladılar. Sosyal ağlar kitabın reklamımı yapacak diye sosyal ağların reklamını yapan kitaplar üretiliyor.  

Bu durum hiçbir insanı kitabın önemsiz kaldığı konusunda aldatmamalıdır. 

e-kitaplar, e-robotlar direnen hep kitabın dışında kalan ve direnme şansı olmayan kitapları faydasını insana yerine kendi niyetlere hizmet eder bir dayatmaya mecbur bıraktılar. 

Kitapların basılması ve satılması da sermaye tekellerinin eline geçti. 

Tüm engellere, dayatmaya karşı yazmak ve okumak direnişi yaşatmaktır.

Önder Karaçay












14 Temmuz 2016 Perşembe

Ekonomide Teğet Terörünün Sonu Türk İnsanlık Devrimi ile Maddi Puta Tapanları Ezip Geçecek // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Ekonomide Teğet Terörünün Sonu Türk İnsanlık Devrimi ile Maddi Puta Tapanları Ezip Geçecek // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

tayyip-erdoğan-kriz-teğet-geçti-derken-haklıymış_125475
Ekonomide Teğet Terörünün Sonu Türk İnsanlık Devrimi ile Maddi Puta Tapanları Ezip Geçecek // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

2008 yılında batının ahlak yoksunu finans sistemi battı. Batma sebebi kredi kartları ve bireysel kredilerle borcun karşılıksız kalmasıydı. Sömürerek yaşamını sürdürmek üzerine kurulu bu kötü niyetin ayakta durması zaten imkansızdı. Bugün hala bastonla ayakta tutulmaktadır. Bu sömürü sistemi İzlanda ve Yunanistan ekonomileri gibi bir çok ülkenin ekonomisinin finans sömürü sistemi sebebiyle battığının ve sonunun geldiğinin ilk habercisiydi.
Üzücü olan ülkemizi bu dönemde yönetenlerin batı emrinde ve batı çıkarına işbirlikçi olmalarıydı.
Son otuz beş yıldır darbe destekli siyaset ve sermayenin batı adına işbirlikçileri milli ekonomiyi talan ve tahrip etmeleri yetmediği gibi 2008 yılından sonra çok daha kötü bir uygulamayı şiddetle uygulamaya aldılar.
Kriz bizi teğet geçti yalanını hatırlamayan var mı? Bu yazım da bu teğet terörünü anlatacağım.
Biz unutmayız, unutturmayacağız. Ve bunların sonu bu zalim kumar, talan ekonomisinin bitişi ile gelecek.
Kasımpaşalı dayılanması gibi sonu özürle biten ve itibarları yerle bir olunca gidici oldukları hızla gerçekleşiyor.
Hukuksuzluk yollarına başvurmaları suçlarının ne kadar büyük olduğunu gösterir.
2008 yılından sonra batı bankaları, finans sistemi batınca batıyı ayakta tutma adına bizim satılmış bankalar, finans sistemi işbirlikçi siyaset ve sermaye batı adına adeta seferber oldular.
Batının merkez bankaları karşılıksız para basmaya başladılar. Kendi ülkelerinde bu parayı hem satamazlardı, hem satsalar enflasyondu.
Karşılıksız bulabilmesinin yolu bizim gibi borsa, döviz ve merkez bankası gibi halkın lehine fiyat istikrarı sağlaması gereken o büyük büro küresel sermaye ve işbirlikçisi yerli sermayenin çıkarlarına hizmet etti ve etmeye devam ediyor.
Düşük faizle halkın tasarrufları eritildi, yüksek faiz ve komisyonlu kredilerle yüksek maliyetle bol para adında halk borçlandırılarak batının karşılıksız parası bir karşılığa kavuştu. Ve batı enflasyon yaşamadan bizim ihanet içindeki bankalar, sermaye, merkez bankası ve devleti sermaye lehine işleten siyasetin ihanetiyle ülkemiz ekonomisi talan edildi.
Bunun adıydı teğet terörü. Teğet mi geçti? Yoksa delip mi geçti?
Bundan sonra her insanımızın çekeceği çile ile bunu daha iyi anlayacak herkes.
Bankalar batının bu karşılıksız parasını batı şartlı verdiği için sadece kanunla korunan tefeci zihniyetli bireysel kredilerde kullandı. Üretime, ihracata, istihdama yönelik kredi vermediler.
Kredi kartları zaten kanunla korunan karşılıksız para basma yetkisini bankalara vermek ve bu haksız, acımasız, tüketim aracılığıyla sebepsiz zenginleşmek, faiz geliri elde etmek, komisyon kazanmak ve hiç hakkı yokken anapara alacaklısı olmak gibi bir ihanet bankaların hakkı olmuştur.
Batının finans sisteminin batış yöntemi de aynı bireysel kredi tefeciliği ile gerçekleşmişti.
Bunu bildiği halde bu ihanet bankacılığı, sermaye ve siyaset aynı yöntemle ülkemiz ekonomisini adeta talan ettiler.
Bugün toplam borç gayri safi milli hasılanın % 135’i civarındadır. Ülkemiz tarihinde böyle bir borç ilk kez gerçekleşmiştir. Bu gidiş ekonominin batacağını ve iflas edeceğini göstermektedir. Aslında 2008 yılında iflas etmiştir. Sürünen ve süründüren kriz yaşanmaktadır.
2001 yılın krizinde küresel sermaye mafyasının adamı o gün ki merkez bankası başkanı bazı bankalara kurun iki katına çıkacağını ihbar ederek adeta bankaların vurgun vurmasına sebep olmuş bu yanlarına kar kalmıştır. Çalıştığım banka o tarihlerde krizden en güçlü çıkan banka biz olduk diye övünüyordu.
Teğet terörünün bir başka tehdit amaçlı tarafı daha vardı.
İnsan terörü ile vatanımızın bir parçası bizden koparılmak isteniyordu. Siyasi iradesizlik terörle masa başında müzakereler yapıyor ve adeta terörü siyasallaştırıyordu. Irak’da Amerika’nın yaptığı kanlı sömürüye destek oldukları yetmemiş gibi Suriye’nin de iç işlerine karışarak burada adeta batı çıkarına faaliyet gösteren terör örgütleri yuvası haline getirilerek lanetli vatansızların kötü niyetine hizmet adına Suriye kana bulanıyor üç milyon insanın ülkemize göç etmesine sebep oluyorlardı.
Şimdi kendi hatalarını bu insanları kendi ülkelerine geri dönmelerinin çaresini bulmak yerine yurttaş yapmak, seçmen yapmak gibi art niyetlerle altı milyondan fazla işsiz insanımız olmasına rağmen, ilk kez yirmi milyon insan yoksulluk sınırında altında açlığa mahkum kalmışken, buna çare aramak akıllarına bile gelmezken kendi kötü niyetlerine hizmet adına adeta dayatma ile diktatörlüğe hukuksuzluk üreterek ülkemizi götürüyorlar.
Açılım ve müzakerenin amacı da ortaya çıkmıştı. 2003 Irak savaşı sonrası o ülkede kalan silahlar ve teröristler bu göz yumma ile ülkemize yerleştirildi.
Halkın silahları alıp Türk Milletine karşı ayaklanacağını sanıyorlardı. Ve hendeğe açılımı yapanlarla birlikte Türk askeri hepsini gömmeye devam ediyor. Kürt kardeşlerimiz Türk askerini bağrına bastı…
Açılım ve terörle müzakere ihanetinin başı BOP eş başkanı 24 Temmuz 2015 tarihinde kahraman olmak için Erzurum Kongresi gibi Cumhuriyetimizin ilk kuruluş kongresi sayılan günde askerimize teslim olmak zorunda kaldı.
Akan kanın sebebi kendisidir. İhanetidir, terörle mücadele yerine müzakere edip terörü siyasallaştıran kendisidir. BOP eş başkanı şimdi ortada kalmıştır.
Bir önceki Cumhurbaşkanı da bu ihanetin ortağıdır. Kendisi dış işleri bakanı olduğu zaman ülkemiz dahil 22 ülkenin rejimi değişecek diyen ihanetin ortağıdır.
Suriye’ye dayılandı 1 hafta içinde Emevi camisinde kimin adına namaz kılacağı belli olmayan maceralara terör örgütlerini üreterek ve bölgeyi kan gölüne çevirerek adeta burada yaşana vahşetin taşeronu oldu. Kullandılar ve attılar.
Suriye kendisini kurtarmak için Rusya’ya teslim oldu. Rusya’nın sıcak denizlere inme hayalide gerçek oldu. Bunun sebebi de kendileridir.
Rusya uçağını düşürdü, sonra çark etmek zorunda kaldı ekonomi daha da kötüye gittiği için turizm ve meyve sebze işinde daralma başlayınca özür üstüne özür diledi.
Süslüman kardeşler gibi Mısır’da teröristlerle işbirliği yapmak ve rabia gibi olmayacak ve yapılmaması gereken ülkemize yakışmayan ilişkiler içine girdi. Şimdi Mısır’dan da özür dileyecekler, Suriye’den ve Esad’dan da özür dileyecekler.
Yanlış hesap, kötü niyet bir kez daha Şam’dan geri dönecek. Tarihe utanılacak bir kara leke gibi geçen bu gaflet, delalet, garabet ve ihanet olarak yazılacak ve anılacaktır.
BOP eş başkanı ve yanında her kim olduysa hepsi ikinci Vahdettin olarak anılacaklar.
Bunlar utanmadan bir de kalkıp büyük lider Mustafa Kemal Atatürk’e laf uzatacak kadar haddini aştılar.
Aynaya bakın ihanetiniz ve yüzsüz halleriniz suratınız varsa veya kalmışsa yüzünüze çarpacak.
Bizi teğet geçti diye kandıran ve buna inananlar şimdi bunun bedelini çok ağır ödeyecekler.
Bu garabet, gaflet ve delalete ihanet ilişkiler ile destek olan sermaye en büyük bedeli ödemelidir ve ödeyecektir. Beraber yürüdüler bu yollarda. Açılıma destek verdiler, akil oldular, talan ekonomisi özelleştirme ve liberalleşme ile yangından mal kaçırır gibi Türk Milletinin geleceğini utanmadan cebe indirdiler cebe indirenlere aracı oldular.
Basın, televizyon ve medya insan teröründen daha büyük bir terör olduğunu, finans ve sermayenin desteği ile birlikte teğet terörü oldular.
İki yüz defaya yakın imar yasası değiştirmek dünyada bir tek son on dört yılda siyaset+sermaye işbirliği ve yandaşların cebini doldurup zenginleşmek için halkın geleceğini Başbakanlığa bağlanan Toplu Konut İdaresi ile yaptılar. Hazineden adeta arazi devşirmek için ülke kanunla ve gece torba yasalarla soyuldu. Yer altı kaynaklarımızın kürsel şirketlere satılarak maden ruhsatlarının yabancılara satılması gerçekleşti.
Ülkemiz tarihinde ilk kez toprak ve mülk yabancılara satıldı. Bundan büyük ihanet mi olur? Köprü yaptık, yol yaptık, metro yaptık gibi halkı kandıran hiçbir iş kalıcı bir üretim ve istihdam olmadığı için ve halkın parasıyla yapılan işi sanki halk yapmamış gibi göstermek kadar vicdansızlık artık rağbet görmeyecektir. İnsanlar işsizse yollar ve köprüler boş kalı. Parasız ise otomobiller park halinde çürürler.
Teğet terörü hala ülke yönetiyor, ihanet sermayesi 2001 yılında kitap fırlatmayı bahane ederek vurgun vurmak için borsayı kullandılar. Bugün kendileri batacak diye paralarını çekemiyorlar. Milli yönetimle kamulaştırmalar başladığında, kredi kartı ve kanunla korunan bireysel kredi tefeciliği yasaklandığında hepsinin sonu gelecek.
Ülkemiz Atatürk’ün milli ekonomisi adına yarım kalan devrimleri tamamlayarak teğet terörünü de, medya terörünü de, gıda terörünü de, finans ve sermaye terörünü de, buna bağlı üreyen insan terörünü de köklü çözümlerle yenecektir. Kişi başına 9 bin dolara kadar gerileyen milli gelir bu maddi puta tapan gözü doymaz sermaye, işbirlikçileri ve siyasetin cebine girmektedir. Hani 25 bin dolar olacaktı. Eşit gelir dağılımı olmadan olsa ne olur, puta tapanların cebine daha çok hak girer. Bu sebeple devrim eşit gelir dağılımı sağlayacak.
Teğet yoksul, fakir ve masum insanların hayatını mahvederek, ortada olanları köle ederek, maddi puta tapan zenginleri teğet geçmişti. Türk insanlık devrimi işte bu vahim sömürüyü tersine çevirecek puta tapanları delip geçecek. Güzel günler hepimizi bekliyor.


11 Temmuz 2016 Pazartesi

Türk Devrimi Dünyada Eşsiz Tek Devrimdir, Milli Üretim Ekonomisi Devrimi de Bu Eşsiz Devrimi Tamamlayacaktır // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Türk Devrimi Dünyada Eşsiz Tek Devrimdir, Milli Üretim Ekonomisi Devrimi de Bu Eşsiz Devrimi Tamamlayacaktır // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

13615481_1046871695380011_619118715291258935_n
Türk Devrimi Dünyada Eşsiz Tek Devrimdir, Milli Üretim Ekonomisi Devrimi de Bu Eşsiz Devrimi Tamamlayacaktır // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
Türk Milletini sembol ve sloganlarla anlatmaya kalkanlar bilsinler ki bununla Türk düşmanlığı yapmaktadırlar. Tarihin en büyük milletini anlatmaya sembol ve sloganlar yeter mi?
Bizim tek sembolümüz kanımızın rengi al bayrağımızdır. Bizim tek sloganımız “Ne Mutlu Türküm Diyene” demektir. Bizim son ve tek liderimiz Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bizim devletimiz Türkiye Cumhuriyetidir. Bizim milletimizin adı Türk Milletidir.
Öyle benim milletim diye ne olduğu belli olmayan adı olmayan bir millet yoktur bu ülkede. Bu tür niyet ve faaliyetlerin hepsi boştur, gelip geçicidir, karmaşadır, yalandır, hiledir, bölücüdür, sahtedir ve kötü niyetlidir.
Türk Milleti bir ulus millet, Türk Devleti Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devletin adıdır. Dini, dili, mezhebi, ırkı ne olursa olsun yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk Milletinin bir ferdidir.
Bunun aksini düşünmek ve savunmak emperyalizme hizmettir, bölücülüktür.
İdeolojilerin, siyasi partilerin çok partili demokrasi adına faaliyetleri de ne yazık ki bu niyetlere hizmet adına içine sızan satılık niyetlerle Türk Milleti lehine değil aleyhine faaliyetlere dönüşmüştür. Ve aleni yapılmaktadır.
Türk Milleti ulus milleti olarak seçmenden üstündür. O sebeple sandık hesapları ve hileleri Türk Milletine sökmez.
Türk Milletinin gönlünde bu siyasi dağılmışlığın, teslimiyetin, ihanetin artı bir karşılığı ve değeri kalmamıştır. Bu sebeple devrimin doğumu gerçekleşmektedir.
Kemalizm diye bir ideoloji yoktur. Kendine Kemalist diyenler de Türk değildir. Türk Milleti ideoloji denen bölücü, parçalayıcı karmaşa ve kötü niyetlere sığmayacak kadar büyük ve asil bir millettir.
Bunca yaşanan zulme sabırla bıçak kemiğe dayanana kadar dayanmış olmuş olması iç düşmanı cesaretlendirmiş olabilir. O cesaretler bugün bu ihanetin bedelini ödemek ve hesabını vermek zorundadırlar.
Gücü ele geçirmek, bizim imkanlarımızı bizim lehimize kullanmaya kalmak Türk Milletinin vicdanında ihanettir.
Milli değerlere sahip olmak bir hizip ve ideoloji peşinde helak olmak demek değildir.
Türkün asil kanı ve ruhu bu kadar köle bir örgütlü zihniyeti yaşattığı için bu zulmü kendi kendine yaşatmaktadır.
1950 sonrası yapılanan her siyasi oluşum fikir Türk düşmanlığı üretmiştir.
Aklı olmakla akıllı olmak farklıdır. Aklını kullanan, vicdanını kullanan doğruyu görür. Fitne ve fesat ideolojilere yem olmaz.
İdeoloji fitne ve fesat lanetliler adına 1950 sonrası çok partili siyasi demokrasi kılığında vatanımızı ve milletimizi bölmek ve parçalamak adı altında çok değişik faaliyetlerle bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda iç düşmanla birlikte yenilmiştir.
Üçüncü dünya paylaşım savaşı ülkemiz ve coğrafyamız üzerinde planlanan niyetlerin bir kez daha yüz yıl önce olduğu gibi çöpe atılmasıyla sonuçlanacaktır.
Türk devrimi dünyadaki tüm devrimler içinde insanlık projesi kuran tek devrim olduğu için eşsiz bir devrimdir.
Yarım kalmış olması tamamlanmayacak anlamına gelmez.
Milli üretim ekonomisini yeniden kurmak devrimi tamamlayacaktır.
Bunun için önce milli değerlerde yönetim yapısı değişecek, satılık niyet ve kurumlar yasalar ve insanlık vicdanında hesabını verecek, kapatılması gereken tüm faaliyetler kapatılacak ve yasaklanacaktır.
Kamulaştırmalar hukuk çerçevesinde ve uluslar arası hukuka göre yapılacaktır.
“Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonrada istikbal ve istiklallerini kaybederler” diyor büyük önder Mustafa Kemal Atatürk.
1950 sonrası ülkemizde çalışmadan, üretmeden ambalajlı sermayeye köle olarak rahat yaşama tuzağının tüm niyetleri adına yapılmayan kötülük kalmadı.
Toplumumuz bugün bu kötülüğü yaşatan bir kötülük toplumu haline geldi.
Sözde sanayiciler üretimi ya terk ederek ya da küresel tefecilerle işbirliği yaparak yer altı kaynaklarımızı siyaseti esir alarak maden ruhsatlarının satılması yoluyla bu haysiyetsizliği özelleştirme ve küreselleştirme adı altında 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle de demokrasiyi halkın elinden alıp parti sayısı kadar diktayla bu kötülüğü birlikte ürettiler.
Atatürk’ün bu sözünü aklına, vicdanına yazmayan Türk olmadığı gibi Türkün düşmanıdır…
Türkün vatanında yaşayıp, ekmeğini ve imkanlarını kullanıp Türk’e düşmanlık etmenin bir bedeli vardır. O bedeli ödeyecek olan sermaye ve siyasettir.
Sermaye ve emrindeki siyaset 12 Eylül 1980 sonrası ülkemizde özelleştirme ve küreselleşmeyle bu kötülüğü ürettiler ve kötülük toplumu olmamız için yapmadıkları kalmadı..
Türkleri kimse kendine köle yapamaz.
Bu dayatmanın sonu ya istiklal ya da ölümdür.
Dünyada köleliği kabul etmeyen ve yaşatmayan tek millet Türk Milletidir.
Özellikle bu gerçeği bilmeyen ve tuzaklara düşen Türk gençlerini uyarıyorum. Kendinize gelin. Geleceğinize, vatanınıza, hürriyetine, haysiyetinize, istikbal ve istiklaline size yakışır şekilde sahip çıkın.
Sahip çıkmanın yolu şahsi çıkar peşinde koşmak değildir. Kötü niyetlilerin peşine takılmak değildir. Niyetini saklayan ve neye hizmet ettiği belli olmayan yollara sapmak değildir.
Bu ülkede asgari ücrette, asgari adalette zulümdür. Hırsızlıktır, eşitsizliktir, insan hakkını yedirmektir. İşte yıkılması gereken bu düzendir…Kişi başına düşen 9 bin dolar sermaye ve işbirlikçi bir kaç kendini bilmezin cebine girmektedir. Bu borsa kumarı ve asgari ücret hırsızlığına birileri ekonomi demektedir. Yer altı kaynaklarımız ruhsatları küresel şirketlere son on dört yılda satılarak üretim tekellerin eline geçmiştir. Bu tekelleşme ihanettir.


18 Haziran 2016 Cumartesi

İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Borç
İstikraz // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
 
İstikraz kısaca borçlanmak demektir. Daha bilimsel tarif edecek olursak istikrazı;‘belli miktardaki bir satın alma gücünün belli bir süre için ve iade edilmek vaadi ile bir bedel karşılığında üretim, istihdam amaçlı gerçek kişi veya tüzel kişi kurumlarına verilmesidir.’
 
Tarifteki unsurları tek tek açıklamazsak borçlanmak nedir? Nasıl yapılmalıdır? Ne zaman gereklidir? Gerekli midir? gibi sorulara asla yanıt bulamadığımız gibi o tür her borçlanmanın sonunun bir felaket, iflas, israf ve batış olduğunu önceden göremeyiz.
 
Belli miktardaki satın alma gücü mal veya para olabilir. Buna iktisat dilinde trampa veya takas denir. Günümüzde bugün borçlanma mal yerine para kredisi şeklinde cereyan eder. Oysa takas veya trampa sistemi maliyeti daha da düşüren ve bankacılık sistemini devre dışı bırakan bir yöntemdir.
 
Satın alma gücü belirli bir müddet için verilir. Kredinin ayırıcı vasfı buradadır. Borçlanmanın sürekli olmayıp geçici bir süreyi kapsaması borcun iktisadi mahiyetini gösterir. O geçici sürede satın alma gücü borç altına girenin mülkiyetine girer ve satın alma kapasitesini artırır. Günümüzde satın alma gücünü kullanan borçlular bu gücü istediği gibi kullanır ve vade sonunda da iade etmesi gerekirken, aynı borçlanma yeni borçla sürekli yenilenerek süresiz bir borçlanmaya dönüşür. İşte en tehlikeli borçlanma şekli budur. Bunu bankaların bu hale getirdiğini ve ticari işletmeleri borca bağımlı ve sürekli sömürmek amaçlı zihniyetin bir ürünü olarak sonunda iflasla sonuçlanma sebebi budur. Son otuz beş yılda her beş veya on yılda ekonomik krizlerin sebebi borçlanmanın sağlıklı yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Buna kredinin donması, iade imkanının kalmaması veya batması denir. Ülkemizde yaygın olan süreç budur. Bu sebeple bankalar kendilerini garanti altına almak için sözleşmeyi tek taraflı güçlendirmek ve hiç zarar etmemek amaçlı ipotek teminatlı kredi vererek her ne sonuç olursa olsun sonuçta banka kazanacaktır şeklinde cereyan eder. Oysa ticari işletmelerin finans yönetimini desteklemek, yönlendirmek gibi söylemler, reklamların aslında sözde ve algı değiştirmek amaçlı olduğunu çoğu insan göremez.
 
Bir diğer unsur satın alma gücünün iade vadidir. Satın alma gücünü bir başkasına teslim edenlerinde teslim ettikleri gücü bir başkasından aldıklarını ve bir gün teslim etmeleri gerektiğinden bir itimat gerekmektedir. Kredi, mevcut malların itimada dayanılarak ilerideki mallarla mübadelesidir. Bugün bu kuralın birinci unsur olmadığını görmekteyiz. İtimat hayatın genel bir unsurudur. Çünkü tüm sosyal ve ekonomik ilişkilerimizin temelini aslında itimat oluşturur. İtimat olmazsa hayat durur. İpotek gibi teminatlarla aslında itimadın da olmadığını veya kalmadığını söylemek gerekir. Çünkü borçlandırarak esir alma, sömürme zihniyeti insanların itimatları boşa çıkaracak bir niyete sürüklemekte teslim edilen satın alma gücünü kötüye kullanan da bir o kadar artmaktadır. Toplumlarda bu sebeple büyük sıkıntılar yaşandığı da bilinmektedir.
 
Her borçlanmanın bir bedeli vardır. Bankacılık buna faiz demektedir. İşte en kritik konu budur. Ticari bir işletme bir borca girmeden önce bunun maliyet hesabını çok iyi yapmazsa hem satın alma gücünü veren ve hem de alan için sonu hüsranla bitebilir. O zaman borca girmeden önce yapması gereken şudur; bu borç karşılığında ana para ile birlikte toplam maliyetim nedir önce bunu tespit etmelidir. Aldığı satın alma gücü ile nasıl bir üretim veya ticaret yapacak, ne kadar kazanacağını da çıkarmalıdır. Her iki tutar arasında borç alan lehine bir sonuç çıkmıyorsa, başa baş sonuç çıkıyorsa o borçlanma asla yapılmamalıdır. Bankaların aslında borç alanlara vermesi gereken hizmet bu olmakla birlikte bunun yerine teminata göre borç verme zihniyeti hakim olduğu için ticari işletmenin bu konuda bilgi ve çalışmasına sonucun bağlı olması vade sonunda genelde sorun yaşanması muhtemeldir.
 
En önemli konu aslında her işletmenin borçlanmadan kendi öz kaynakları ile üretim ve ticari faaliyetlerini sürdürmesi en doğru yöntemdir.
 
Çünkü; ‘borç veren hem parasını hem dostunu, borç alanda tasarrufunu kaybeder.’
 
Bir toplum için en tehlikeli borçlanma yöntemi ticari faaliyeti olmayan gerçek kişilerin borçla hayatlarını sürdürmesidir ki; eğer o ülkede bankalar bu tür bir zihniyetle iş yaptıklarını sanıyorlarsa niyet başkadır. O niyet o toplumu borçla, tüketimle esir alarak varlıklarını ve geleceğini ele geçirmektir.
 
‘Borç yiyen kesesinden yer’ ata sözünü asla unutmamak gerekir.
 
Borç yiğit olmanın asla kamçısı değildir ve yalan bir sözdür.
 
Önder Karaçay
Mobbing Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı