23 Mayıs 2016 Pazartesi

TÜRK FIRTINASI // Önder KARAÇAY: Türk Devrimin Gerekçeleri // Türk Fırtınası // Önd...

TÜRK FIRTINASI // Önder KARAÇAY: Türk Devrimin Gerekçeleri // Türk Fırtınası // Önd...: Türk Devrimin Gerekçeleri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay Posted on   23 Mayıs 2016 by   Mobbing Bank Türk Fırtınası Önder Karaçay ...

Türk Devrimin Gerekçeleri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Türk Devrimin Gerekçeleri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

cfff1e33e1fa89390f08750b773f5789
Türk Devrimin Gerekçeleri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
“Dil bozulursa kültür bozulur, kültür bozulursa ahlak ve aile bozulur, ahlak bozulursa hukuk ve siyaset bozulur, hukuk ve siyaset bozulursa devlet çöker ve yıkılır.” // Konfüçyüs
Yabancı dil eğitimi ile dilimizi hedef aldılar, gerekli gereksiz herkese kendi dilini öğretmeden yabancı dil öğretmeye kalktılar. Çünkü dil en önemli sömürge aracıdır. Dinini de insanlar artık kendi dilleriyle anlamak için okumalıdırlar. Arapça öğrenmenin mana çıkarmadan ne anlamı var?
Televizyonların siyaset ve sermaye kontrolüne emperyalizm taleplerine uygun kültürümüzü sömürerek unutturmak ve batının ahlak yoksunu israf ettiren tüketim kültürünü, bağımlılık ve tembellik üreten teknoloji kültürünü dayattılar.
Ahlak kalmadı çünkü yolsuz ve hırsızlara karşı hukuk ve yargı gözünü kulağını kapattı, Türk Milletini temsil için vekalet yetkisi alanlar işledikleri suçları halktan gizlemek için kendilerini koruyan kanunlar çıkararak şahsi çıkarları adına hesap vermeden devlet yönetmek gibi kuralsızlığın kural olduğunu uygulamak yoluyla suç işlemenin sanki iyi bir erdemmiş gibi yalanla, hileyle, algı operasyonlarıyla insan kandırdılar. Siyaset ve sermaye şahsi çıkarları adına kol kola girerek Türk Milletinin duygusunu ve cebini birlikte sömürdüler. Ahlaklı ve namuslu insanları hapse sebepsiz attılar, ölmelerine sebep oldular, ahlak yoksunu, hırsızları devletin imkanları ile korudular. Kumpas olduğu sonradan anlaşılan ve itiraf ettikleri tüm davalar öncesi delil yok dediklerinde bir önceki Cumhurbaşkanı delil üretin dedi, bundan büyük suç mu olur, o Cumhurbaşkanı görev süresi dolduğu halde hala neden bunun hesabı sorulmuyor. Yargı sormuyorsa Türk Milletinin vicdanı sormaya devam edecektir.
Hukuk adalet üretemez hale geldi. Yargıya talimat verdim diyen Başbakan gördük. Kumpas davalara Savcıyım diyen Başbakan gördük. O Başbakanı Cumhurbaşkanı seçmek adına muhalefetin gösterdiği adayla desteğini gördük. Kendi suçlarını kapatmak adına Anayasa görevleri olmadığı halde değiştirmeye kalktılar. Doksan yıllık birikimleri satarak yandaş ve yabancı işbirlikçileriyle cebe indirdiler. Türk Milletini küresel şirketlere müşteri yaparak borçla esir almaya kalktılar. Ekonomiyi batırdılar. Tüm komşu devletlerle düşman olan, ticari ilişkileri bitiren, halkı, esnafı, ticaretle uğraşan herkesi tedirgin eden batışa iten sorumsuzca borçla ve tüketimle ekonomi olacağını sanan, inşaat ve krediyle ülke ekonomisinin dönmeyeceğini anlamayan bir gaflet ve delaletle karşı karşıya kaldık. Hala yol, köprü, metro diyerek insan kandırmaya çalışıyor. İnsanlar et yiyemiyorlar, samanı bile ithal ediyoruz, köylü üretimi maliyetler dolayısıyla bıraktı, tarım ve hayvancılığı öldürdüler. Artırdıkları iki rezalet terör ve işsizlikti. Terörle mücadele edeceklerine hatta 2002 yılına bitmiş olan terörü yeniden siyasallaştırarak meclise soktular, masa başı siyasetle, açılımla ülkeye terörist ve silah yerleştirilmesine göz yumdular. Türk Milletindenhabersiz bölgemizde ülkelerin bölünmesi ve parçalanmasını amaçlayan BOP gibi projelere eş başkanlık yaptılar. Gezi eylemlerinde ağaçlara sahip çıkmak isteyen gençlere polisle silah sıktırarak biri çocuk 8 gencimizi öldürme talimatını ben verdim diyen bir Başbakan gördü insanlık, vekil asile kurşun sıktı. Türk Milletini din, dil, ırk ve mezhep temelinde bölmek ve parçalamak isteyerek Cumhuriyetimizi yıkmak niyetinde olduklarını defalarca Anayasaya ve ettikleri yeminlere rağmen uymadılar.
Atatürk’ün yarım kalan devrimlerini tamamlamadan işbirlikçi sermayenin büyümesi ve Atatürk devrimleri aleyhine faaliyetlerle Cumhuriyetimizin yıkılma projesi 1950’de çok partili demokrasiye zamansız, gereksiz, devrimleri tamamlamadan geçildiği için bugün bu riskle karşı karşıyayız. Cumhuriyet aleyhinde niyetleri olanlara fitne ve fesat ideolojilerin siyasete yerleşerek Türk Milletinin kutuplaşmasına, bölünüp parçalanarak milli birlik ve beraberliğinin yok edilmesi amaçlanarak ulus devleti parçalamak istemişlerdir. Köy Enstitülerinde akıl ve bilim ile üretim yaparak köylü insanı eğiten kurum yerine din, sermaye ve siyaset locaları açılması ihanetin en büyüğüdür.
Bu niyetler bu kötü emellerini gerçekleştirmek için kanun tanımaz bir kuralsızlık içinde vatanımızı ve milletimizi sermaye+siyaset+din adına doğru fikrin karşısında örgütlenmiş kötü niyetlerin adeta gözü dönmüş basiret ve ahlak yoksunu namus ve şeref aratan söz ve eylemlerde bulundular.
Allah ve Atatürk ile aldatanlar işbirliği yaparak ulus devletimizi ve ulus milletimizi bölüp parçalamak, din, dil, mezhep, ırk ayrımcılığı gibi tehlikeli nifakları toplumun içine sokmaya çalışmış ve bu faaliyetlerini en tepeye çıkan niyetle sürdürmektedirler.
Atatürk’ün yarım kalan devrimlerinin tamamlaması zamanı gelmiş tek doğru fikirdir.
O zaman bu devrimin gerekçelerini sözlerle ve yorumlarıyla daha detaylı anlatmak gerekir her insanımıza.
“Zulüm ilk çıktığı adrese geri döner ve başlatanı bitirir.” // Önder Karaçay
Mobbıng Bank Türk Fırtınası kitabımın ilk sözüdür. Akbank kapitalizmin karakolu olarak 12 Eylül 2012 tarihinde teke tek darbe adına sebepsiz işimden ederek, kariyerimi haksız yere kirletmiştir. Kendi ayaklarına kurşun sıkan hatayı haklarımın tamamını ödememe gibi bir hakkı kendilerinden görecek kadar alın teri hırsızlığına teselsül ederek, iş bulmama engel olan Akbank aslında zulmün son bulmasının yolunu açan ve ilahi tecellinin de gereği kendi kötülüğünü kendileri kendisine yapmıştır. Gereksiz inatlaşarak, böbürlenerek, büyüklenerek yangına körükle gitmiş ve kendi itibarlarını kapitalizm adına zulüm adına batırmışlardır.
1950 yılında başlayan siyaset+sermaye+din adına örgütlenen kötülüğün sonu gelmiştir. Günümüz Karun, Firavun ve Hamanları mahşer tufanıyla canlı helak olarak Firavun sonrası insanlığın son ibreti olarak yaşanmıştır. Yaşattıklarını yaşamadan ölmemeleri yaratan tarafından hepsi öldürülmemiş, hak kılçığı boğazlarında kalarak canlı helak olmuşlardır. Bu ibret adına bu belanın başı olan Mustafa Koç’un canını ibretin anlaşılması için yaratan tarafından mahşer tufanı sonrası canı alınmıştır.
“Gerçek adalet hakkı hak yiyenin kursağında arar.” // Önder Karaçay
Sermaye ve siyaset kol kola girerek niyetlerini birleştirmiş, Türk Milletini köleleştirmek, kendilerine müşteri yapmak, işbirlikçilerine sömürtmek için adaleti birlikte öldürmüşlerdir.
“Kapitalizm bir iflas ve israf sistemidir.” // Önder Karaçay
24 Ocak Kararları ve 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası günümüze kadar milli ekonomi talan ve tahrip edilmiştir. Bu süreç asker, sivil ve sermaye ile din adına bağlantılı kurum ve kişilerce gerçekleştirilmiştir. Organize bir suç çetesi devlete yerleşmiştir.
12 Eylül 1980 sonrasında bugüne kadar kriz, vurgunlar, iflaslar ile birilerinin geleceği birilerinin cebine akmıştır. O cep sermaye, yabancı işbirlikçileri ve siyaset ile her zihniyetin kendi yandaşları olmuştur. Türk Milleti sürekli sömürülmüştür.
“Cebimizde bir el dolaşıyor ve canı ne kadar istiyorsa alıp birilerinin cebine aktarıyor.” // Önder Karaçay
Son otuz beş yıllık talan ve vurgunun özeti Türk Milletinin özellikle son on dört yıllık gaflet ve delaletle milli ekonominin tüm üretim kurumları, stratejik kurumları ya kapatılmış ya da satılmıştır. Türk Milleti küresel tekellerin ve siyasetin yandaşı olanların insafına terk edilerek çok para kazanmak amacı olan gözü doymaz ahtapot kollu ve ağlı sermayeye müşteri yapılmıştır. Bundan büyük ihanet mi olur? Özellikle son on dört yılın hukuk karşısında hesabı verilmemiş, sandıkta nasıl olduğu belli olmayan şaibeli fazla oy pusulası basılması, seçim işlerini hükümete bağlı iç işleri bakanlığına bağlamak gibi oyunlarla şaibeli seçimler yapılmıştır. Cumhurbaşkanı seçilenin üniversite diplomasının sahte olduğunun konuşulduğu bir ülkede hiçbir seçimin adil yapıldığına kimse inanamaz. Çünkü Yüksek Seçim Kurulu diploması sahte olduğunu iddia edilen konuyla ilgili eğer sahteyse suç işlemiştir. Yazılı ve görsel medya sermaye ve siyasetin emrinde halkın aleyhinde faaliyet göstermiştir, göstermektedir. Son on dört yıldır Türk Milleti adına devlet yönetenler hukuksuz devletin imkanlarını şahsi çıkarları için kullanmış, kanunsuz Cumhurbaşkanı örtülü ödeneği adeta hesapsız kitapsız israf etmiştir ve etmeye devam etmektedir.
“Kötüyü koruyan da kötüdür.” // Önder Karaçay
1950 yılında başlayan fitne ve fesat adına bölücülük askeri darbeler, ekonomik kriz ve reformlar adı altında birilerinin sürekli suç işlemiş oldukları halde birileri tarafından korunmuş en büyük kötülüğü yapan 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve arkasındaki sermaye korunmuştur. 28 Şubat darbesinin arkasında da destekçisi sermayedir. Açılım, akil, Anayasa ve Anayasa’dan Türklüğü çıkarmak girişimlerinin arkasında da Avrupa ve batı mandacılığına özentili sermaye ve işbirlikçisi siyasettir. Kötüler adeta kanunla korunmuş Türk Milleti adına hizmet etmesi gerekenler kendi şahsi çıkarlarına hizmet eden bir yapıya devleti dönüştürme suçu işlemişlerdir.
“Her Türk yeniden bestelenmesi gereken bir türküdür.” // Önder Karaçay
Anadolu’da 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti tarifini devletimizin kurucu dahi lideri Mustafa Kemal Atatürk;
“Türkiye Cumhuriyetini kural halklara Türk Milleti denir.”
Sözüyle milli birlik ve beraberliği adeta yerinden sökülmez bir çimento gibi o çınarın köklerini dünyanın merkezinde en derin yere kadar gömerek sağlam bir devlet kurmuştur.
Tarihin adı Türk ve kültürü en sağlam olan millet Türk Milleti ve dili olduğu için batı ve iç ihanetçi işbirlikçileri tarafından hedef alınmıştır.
Ulus devlet büyük lokma olduğu için sömürge edilerek yutulması kolay olmadığı için küçük dilimlere ayırmak istemişlerdir.
Bugün bize yaşatılmak istenen budur.
“Bir fikir dünyayı değiştirir+bir Türk dünyaya bedeldir=Atatürk’tür.” // Önder Karaçay
Bugün o fikir yarım kalan Atatürk devrimlerini tamamlamaktır.
Başka çare yoktur. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti bir kabile devleti, kişi devleti, faşist devleti, polis devleti değildir. Sosyal hukuk devleti olarak kurulmuştur. Son on dört yılda görev alan ihanetler milli ekonomiyi talan ve tahrip ederek işsizlik üreten, üretmeden tüketimle ekonomi olacağını sanan, para dahil her ürünü ithal edip borç ve tüketimle, tembellikle adeta geleceğimizi çalmış, çaldırmıştır.
“Yüzsüzlerin yüzünü yüz kere yüzdüm, altından bir yüz ve yüzsüzlük daha çıktı.” // Önder Karaçay
Suçlular o kadar yüzsüzleş olmalılar ki insan yüzüne bakamayacak kadar yüz kızartıcı suçları ortaya çıkmasına rağmen yine de hiçbir şey olmamış gibi vurdumduymazlık içinde hareket ediyorlar.
“Suçlu haklıya suç atıyor, suçlu suçluyu suçluyor, suçlayan suçluyu destekleyen asıl suçlular alkışlıyor, haklılar suçlular arasında hak bulamıyordu.” // Önder Karaçay
Türk Silahlı Kuvvetlerinin zayıflatılması amacıyla içimizden çıkan işbirlikçi ihanetler yalanlarla, hilelerle Ergenekon, Balyoz vb isimlendirmeler adı altında algı operasyonlarıyla hem ekonomimizi, hem ordumuzu, hem milletimizi yıpratıyorlardı. Bu kadar suç ve suçlular bariz ortadayken bu kişiler devlet yönetiyor, hukuk tanımıyor, herkesi suçlu görebiliyor, hapse attırıyor, kendini korumak, şahsi çıkarı adına bir devletin ve tarihin en asil ve sabırlı milleti Türk Milletinin sabrını zorluyordu.
“Her Türk Atatürk’tür.” // Önder Karaçay
Bunca gaflet, delalet, garabet ve ihanet ortadayken her Türk din, dil, ırk, mezhep ayrımcılığı yapmadan milli birlik ve bütünlük içinde Türk Ulus Devlet ve Türk Ulus Milleti çatısından ayrılmadan Atatürk ve Allah ile din ile insan kandıranlardan kurtularak yarım kalan devrimleri tamamlayarak bu felaketten milli birlik içinde her milli birlikle diye aldatanlara kanmadan kurtulacağız.
Tam bağımsızlığımızın garantisi milli üretim ekonomisidir. Kamulaştırmalar yapılarak devleti Türk Milleti adına yine zenginleştireceğiz.
Din adına, sermaye adına, siyaset adına vatanımız ve milletimiz aleyhinde faaliyeti olan ve kötü niyetli ne kadar kurum ve kuruluş varsa hukukla ya kapatılacak, ya da kamulaştırılmalıdır.
Küresel şirketlerin faaliyetleri yasaklanmalıdır. Özel sermayeli bankacılık faaliyetine son verilmelidir. Kredi kartı ve bireysel kredi gibi kanunla korunan tefeci zihniyetli ürünler yasaklanmalıdır. Borsa kapatılmalıdır. Bankacılık Türk Milleti adına devlet tarafından çok sıkı denetlenen üretim bankacılığı, ihracat bankacılığı yapılmalıdır.
Alış veriş merkezleri kapatılmalı yerine Belediyelerin Türk Pazarı yaparak halka en uygun gıda maddeleri, meyve ve sebze satışı yapılan pazarlara dönüştürülmelidir. Yabancı hiçbir küresel ağın faaliyetine asla izin verilmemelidir.
Sağlık alanında tüm hastaneler kamulaştırılarak devlet tarafından işletilmelidir.
Turizm adına tüm oteller kamulaştırılarak devlet tarafından işletilmelidir.
Kısaca özelleştirme idaresi kamulaştırma idaresine dönüştürülerek satılan tüm kurumlar geri alınarak kamulaştırılmalıdır.
Toprak ve mülk reformu ile tüm topraklar ve mülkler Türk Milleti adına Türkiye Cumhuriyetinin olmalı, her insanın bir evi olmalıdır.
Herkes devlet fabrikasında mutlaka bir işte çalışmalı ve midesi kadar eşit tüketmelidir.
Tarım, hayvancılık, denizcilik ayrı ayrı bakanlıklar olmalı ve milli bir politika ile öncelikle kendi kendimize yine yeten ekonomiyi başardıktan sonra dış satım hedeflenmelidir.
“Terör kadar terörü siyasallaştıran, muhatap alan, mücadele yerine müzakere yapanlarda suçludur. Sadece TBMM’de teröre bulaşanlar değil teröre göz yumanların, yardım ve yataklık yapanlarında dokunulmazlığı kaldırılmalı ve yargılanmalıdır. Bu Cumhurbaşkanı bile olsa aynı şekilde yargılanmalıdır. Zaten Cumhurbaşkanı Anayasa ve hukuk tanımadığı için vatana ve millete karşı en büyük suçu vekil asili dinlemekle işlemiştir. Cumhuriyet Savcılarını bir kez daha tarihin ve insanlığın önünde görev yapmaya, görev yapamıyorlarsa isyan etmeye veya istifa etmeye davet ediyorum. Türk Milleti adına vekalet ile görev yapanlar suç işleyecek, hukuk tanımayacak ve siz yargı olarak seyirci kalacaksanız tarih hiçbirinizi affetmeyecektir.” // Önder Karaçay
Dokunulmazlıklar konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde son on dört yılda teröre bulaşan, hırsızlığa ve yolsuzluğa adı karışan, yalan söyleyen, halkı kandıran, millettenhabersiz milletin kaynaklarını birilerinin cebine kanun hileleriyle aktaranları istemiyoruz. Emperyalizmin (BOP) bölücü projelerinde Türk Milletinden habersiz görev alan, Türk Milletini din, dil, ırk, mezhep ayrımcılığı yaparak bölen, Türk Milleti demeyen, diyemeyen, askerimize kumpas kuran, askerimize kelle diyen, askerimizin terörün ülkemize silah yerleştirmesine göz yumarak kan akmasına göz yumanları da istemiyoruz. TBMM’de terörü savunan hiçbir vekil olmamalıdır. Aynı zamanda bölücü, gerici, yolsuzluk ve hırsızlığa adı karışan hem TBMM’de hem de devletin her makamında olmamalıdır. Devletin tepesinde ve TBMM’de çocuklara tecavüzü savunan vekilleri de istemiyoruz. İşsizliğe, yoksulluğa, fakirliği, eşitsizliğe çare bulacağına küresel sermaye ve siyasetin yandaşlarına para kazandıran projelerle iş yaptığını sananları da istemiyoruz. Biz iş, aş, huzur ve iyi bir gelecek istiyoruz. On dört önceki bundan bin kat daha huzurlu olan ülkemizi istiyoruz. Toplumu kutuplaştırarak siyaset yapan Cumhurbaşkanı istemiyoruz. Üretmeyen bir ülkenin tüketimle sürekli birilerinin cebini doldurarak dolar milyarderi üreten ve vatanımıza ve milletimize dünya mafyasıyla işbirliği yapan sermaye ve bu tür sermayeyi koruyan vekil ve Cumhurbaşkanı istemiyoruz.
“Türk Milletinin doksan yıllık birikimlerini satacak ve bunu inşaat+bankalar aracılığıyla haklı borçlandırarak ve tüketimle bu paraları birilerinin cebine aktaracaksınız. Sonra da devlet hizmet yapıyor diyeceksiniz, kalkıp Toplu Konut İdaresini TOKİ’yi Başbakanlığa bağlayarak ihale yasasını kişiye ve projeye özel 165 defa değiştireceksiniz. Bunun hesabını vermeden ve bunun hesabı sorulmadan bu ülke asla huzur bulamaz. Ekonominin çöküş sebebi inşaat, teknoloji, borç, tüketim ve bankalardır.” // Önder Karaçay
Çok daha detaylı konulara girmeye şimdilik gerek yoktur. Ana konular bunlardır diğer her detaylı konu bunun içeriği olarak kendiliğinde gerçekleşecektir.
Avrupa ve Amerika ile bütün anlaşmalar iptal edilmeli milli çıkarlara uygun ticaret yapılmalıdır.
Dünyada tüm Türklerle birlikte ortak bir ekonomi için TÜRK BİRLİĞİ kurulmalıdır.
Dış siyaset ve iç siyaset çizgimiz tekrar Atatürk’ün mucize veciz sözü;
“Yurtta Barış, Dünyada Barış” olacaktır.
İlkemiz tam bağımsızlık ve özgürlüktür.
“Tam bağımsızlık ve özgürlük Türk Milletinin karakteridir.” // Önder Karaçay
Önder Karaçay
Mobbıng Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı

18 Mayıs 2016 Çarşamba

TÜRK FIRTINASI // Önder KARAÇAY: Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder ...

TÜRK FIRTINASI // Önder KARAÇAY: Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder ...: Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay Posted on   18 Mayıs 2016 by   Mobbing Bank Türk Fırtınası Önder Karaçay ...

Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

48348617
Burjuvanın Çelişkileri // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
Klişe bir sözdür; kapitalizm gölgesini bile satamadığı ağacı keserek ağacın kendisini bile satar.
Bugün Türk Milleti kendi içinden 1950 tarihinde her mahallede bir milyoner zihniyetinin üremesi sonucu imkanlarımızı kullanarak büyük maddi imkanlara kavuşan sermaye sahiplerinin dünya para ve sömürge mafyasıyla kirli ilişkilere girerek Türk Milletini siyasetle işbirliği içinde çeşitli darbe, kriz ve reform adı altında gizli niyet ve çabalarla sırtından vurarak ihanet etmiş ve bizi hiç şaşırtmamıştır. Türk Milletinin sabrı ve dayanma gücü artık bitmiştir.
Bugün her biri ayrı ayrı Türk Milleti aleyhine olanın dolar milyarderinin para putu güçleriyle düşman niyetlerle işbirliği yapanların akıl almaz ihanetlerinin gaflet, delalet ve garabeti ile karşı karşıyayız.
“Kapitalizm israf ve iflas sistemidir.” Bunu anlayabilmek için daha fazla bedel ödemeye gerek yoktur.
Çünkü birileri sürekli kaybeder, kaybedenler halktır, birilerinin sürekli cebi dolar. Bu cebi dolanların cep doldurmalarına bir engel durum mutlaka bir hile ile reform, kriz, darbe veya başka oyunlarla devam ettirilirdi.
Kapitalizmin son iflası kendisidir. Çünkü bu sistem para putu mafyası ve kirli işler üreten eşitsizliği artıran, adaleti yok eden, çoğunluğun hakkını birkaç kendini bilmezin cebine dolduran ve haliyle sağladığı bu maddi güçle haddini aşan zihniyetleri üreten ahlak ve basiret yoksunu bir sistem olduğu için sonu gelmiştir.
Ülkemizin 1950 sonrası üretimi emperyalist niyetli kapitalistleri son yıllarda nedense U dönüşü söylemlerle kendilerini acındırmaya çalışıyorlar.
En ilginç burjuva çelişkisini dünya mafyası ile Türk Mevsimi adı altında DEAŞ terör örgütünü görüşen ve tarafımca vatana ve millete ihanetini 19 Ocak 2016 mahşer tufanı sonrası açıkladım. Mustafa Koç olup mahşer tufanından bir gün sonra hayatını Firavun sonrası son ibret adına tüm zalimlerin CANLI HELAK olduklarının ibreti anlaşılsın diye yaratan tarafından canı alındığında ibret olmuşlardı.
O güne nasıl geldiğimize bir bakacak olursak;
Cumhuriyet Gazetesinin 14 Kasım 2015 tarihli haberine göre G20 toplantısında Ali Koç diyor ki;
“Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. Ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Gerçek sorun kapitalizmdir”
Bu ne demektir? Sorun kapital zihniyetin doymak bilmeyen kötü niyetidir. Türkiye Cumhuriyetinde kapitalistler kimlerdir? İlk akla gelenler Tüsiad üyeleridir. Bunlar sanayici olmaları için 1950’de başlayan ihanetle Atatürk devrimleri tamamlanmadan devrimi yarım bırakarak tersi devrimi gerçekleştirmek isteyen niyetlerin ürünü olup bugün ülkemizde her eşitsizliğin, haksızlığın, adaletsizliğin altından sermaye ve oyunları çıkmaktadır.
Sonrasında Turgut Özal üretimi sermaye sahipleri ve son on dört yıldaki gaflet ve delaletin doksan yıllık birikimleri yandaşlarıyla cebe indirerek ürettiği sermayedir.
Darbeler, ekonomik krizler, reform ve aklınıza gelen halkımızı kandıran her ihanetin arkasından sermaye adına Soros düşünceleri çıkması tesadüf müdür?
Burjuva kendisini eleştiriyor diye geçiştirilecek bir iş değildir.
12 Eylül 2012 tarihinde işten çıkarıldığım o günden bugüne burjuva için işler tersine dönmüştür. Çünkü burjuvanın Sabancı Holdinge bağlı bankası Akbank kendi ayaklarına kurşunu sıkmıştır. Kendileri sebepsiz ve manidar bir tarihte 12 Eylül 1980 tarihinde toplu, 12 Eylül 2012 tarihinde de teke tek darbe yaptık demenin ağır faturasını ve bedelini ödemeye başladıkları ve işin tersine döndüğü tarihtir.
Çünkü bu bankada bir bölge müdürünün 2010 – 2012 tarihleri arasında her satışı ÇAN sesleri ile kutlamasına şahit olduk.
Mahşer tufanı 13-19 Ocak 2016 tarihleri arasında yaşanmış olup bu tarih aynı zamanda Akbank’ın kuruluş günü olup ve itibarını batırdığı gün olarak tarihe geçmiştir. İbretin bir başka manası tarihlerdir. Hiçbir tarih tesadüf değildir.
Nuh tufanı gibi susuz kopacak mahşer tufanında yüzmesi için yazdığım gemi sırlı kitabım Mobbıng Bank Türk Fırtınası 29 Mayıs 2015 tarihinde Fatih Sultan Mehmet’in 29 Mayıs 1453 tarihinin yıl dönümüdür. Tesadüf müdür?
Nuh tufanı Karadeniz bir göl iken kopmuş ve o tufanla İstanbul Boğazı açılmış o tarihten bu yana bu hazine Türklere emanettir. Nuh tufanının koptuğu aynı yerde bir tufanın daha kopması ve dünyadaki tüm zalimlerin gemilerinin itibarını o susuz tufan mahşer denizi denen fitne ve fesat üretilen sosyal ağlarda yüzerek Sabancı Holdingin amiral gemisi bankası Akbank’ın itibarını kurulduğu gün mahşer tufanı koparak itibarını batırması tesadüf mü?
Kitabımı yazdığımda bir sırla yazdığı bildiğim halde kitabın 12 Eylül 2015 tarihinde çıkmasını çok arzu ettiğim halde ilahi tecelli gereği 21 Aralık 2015 tarihinde çıktı ve en uzun gecede mahşer denizi denen sosyal ağlarda yüzmeye başladı. Tufan kopan yere ve güne kadar yüzdü ve işi bitirdi. Tesadüf müdür?
Akbank’ın kitabımda çok detaylı anlattığım işten çıkarmadan ve çıkardıktan sonra yaptığı tüm kötülükleri bana yapması tesadüf müdür? 12 Eylül 2012 tarihinde bir skandala imza atarak işten çıkarmaları bile bu ilahi tecellinin bir gereği olarak kötülük görevlerini yerine getirerek kendi itibarlarını emperyalizmin amiral gemisi kapitalizmi batırmak adına itibarlarını batırdılar.
Sebepsiz ve haksız işten çıkarılmam, kariyerimi kirletmeleri, iş bulmama engel olmaları kendilerine kitapla MUHTIRA vermeme ve ilahi tecellinin faturasıyla da itibarlarını kapitalizmin bir karakolu olarak o gece batırmıştır.
12 Eylül 2012 gibi manidar bir tarihte sebepsiz işten çıkarıldığım gün aynen şunu söyledim; “davam asrın davası olacak” demiştim.
Ve sonrasında iki sorunun cevaplarını aramaya koyulduğumda iş çorap söküğü gibi devam etti.
Beni işten çıkaranlar ve iş vermeyenler kimlerdir?
İşte bu iki sorunun cevaplarını buldukça burjuva köşeye sıkışmıştır.
Kendi zulmünü eleştirmek tipolojisi yeni değildir. 19. yüzyılda da bu tür sözde vicdana gelmiş gibi davranan burjuva tipolojisine rastlamak mümkündür.
Kapitalistler zalim ve vicdansız oldukları için kapitalizm vahşileşmiştir. Aşırı kâr ve sömürü kapitalizmin mayasıdır. Kendi ürettiği pisliğinden bile para kazanmaya çalışan bir sistemin ahlakından bahsedilemez zaten. O zaman ticaret yasalarının basiretli tacir sözü de havada kalmıştır.
Akbank 16 yılda kullanamadığım izin paralarımın karşılığını ödemeye sıra gelince karar aldık, bir büyük bankayız sizin son 5 yıl harici izin paralarınızı ödemiyoruz sen ne yapmak istiyorsan yap diye egosu yüzünden işi bu noktalara getirdiler. Düşünün bu zihniyet risk yönetiyor bu ülkede.
Ali Koç ve tüm sermaye sahiplerine sormak isteriz kendinizi eleştirmek güzelde; eleştirdiğiniz konunun düzelmesi adına ne yaptınız?
İşte burjuvayı bitiren asıl soru budur.
Öyle çocuklarımın geleceğinden endişe ediyorum demekle olmuyor. Bizim çocuklarımız çocuk değil mi? Biriniz sebepsiz işten çıkarıyor, diğerlerinizin o birinizi korumak için iş vermiyorsunuz. Bu yanınıza mı kalacak sanıyorsunuz?
Sermaye=Eşitsizlik demektir zaten. Sermaye diye bir sınıf üretmek ayrımcılıktır. İşçi sınıfı demekte ayrımcılıktır. İnsanı bölmek ayrımcılıktır. İnsan dünyaya geldiği yaşadığı müddetçe ölene kadar her insan her insana karşı eşittir ve eşit haklara sahiptir.
Bunu sağlayacak Türk Devrimini gerçekleştireceğiz. Eleştirinizde zerre kadar samimiyseniz sizi bundan sonra göreceğiz.
Her mahallede bir milyoner üreteceğiz gafletinin ürünlerinin yaptığı işler gaflet, delalet, ihanetler bizi hiç şaşırtmamıştır.
Soyut kapitalizm eleştirisi yeter mi? Yetmez. Çünkü kapitalizm ve eşitsizlik soyut bir konu değildir. Somuttur ve hayatımızın çilesidir. Yaşamın her anında, çalışma hayatının her anında elle tutulan hissedilen somut bir durum kapitalizm eşitsizlik üretmiş ve üretmeye devam etmektedir.
Uzun ve yorucu çalışma saatleri, düşük ücretler, ayrımcılık, mobbing, hak arayan alın teri ile çalışanın işten atılması, iş yerinde çalışana söz hakkı tanınmaması… Ve daha sayamadığım kadar haksızlıklar konusunda konuşmak yerine ne yaptınız?
Öyle mahkemelerde adalet sağlamayan kanunlarla üç kuruşunu al otur aşağı demekle eşitlik sağlanabilir mi? Manevi kayıplarımı nasıl ödeyeceksiniz? Siz her hangi bir insanın karşısına her satın aldığınız kişi mi sandınız bizi alır ücretini susar diye mi düşündünüz?
Sizin şirk kurumlarının bir maddi değeri olabilir hatta alınır satılır şirk kurumlarınızda olabilir, buna uygun borsa ve yasal kılıflarınız da var nasıl olsa.
Yalnız her insan satılsa bile şunu iyi bilesiniz ki ömrü sır olan ve Atatürk’ün eserinin nöbetçisi olan Önder Karaçay’ı satın alamazsınız.
Kitabımda asrın davasının tutarı 1 Türk Lirasıdır demektedir. Bu ne demektir biliyor musunuz?
Madem kapitalizmden ve onun yarattığı eşitsizlikten rahatsızsınız, o zaman söyledikleriniz ve yaptıklarınız arasında uyum olacak. Sistem bu ne yapalım demekle olmuyor.
Çare bellidir. 1950’de başlayan bu ihanetin tersini yaparak Atatürk’ün yarım kalan devrimlerini tamamlayarak, sermaye sınıfının olmadığı milli üretim ekonomisi her insanın çalıştığı ve eşit paylaştığı bir ekonomiyi kuracağız.
Eleştirinizde eğer iyi niyetiniz varsa bugüne kadar kaymağını yediğiniz yeter. Gerçek çözümü konuşun.
Öyle otelde gezi eylemcilerine açık kapılar dolayısıyla sığınanlara yer açmayı kullanarak Türk Milletini kandıramazsınız. Çocuklarımın geleceğinden bende endişe ediyorum gibi kendinizi acındırarak utanç duruma düşmek sizi kurtarmaz. Paralarınızı koyacak yer bulamazken kalkıp böyle ucube söylemlere sığınmanız çok büyük bir gaflettir.
Türk Mevsimi ve dünya mafyasıyla Bildenberg toplantılarına katılarak DEAŞ terör örgütü gibi konuları batılı düşman ülke ve dünya mafyasıyla konuşmanın önce hesabını vereceksiniz.
Burjuvanın sözleri ve eylemleri arasında uçurumlar var.
Hak arayan yüzlerce metal işçisinin Koç fabrikalarından tazminatsız ve keyfi olarak atıldığı gerçeği ortada duruyor.
Bir başka otomobil fabrikası aynı eylemleri yapan hiçbir işçiyi işten atmazken Koç neden attı?
Ali Koç, Ford Türkiye’nin yönetim kurulu başkanıdır. Ford ondan sorulur. Ali Koç’un kapitalizme ve eşitsizliğe ilişkin eleştirilerinin tutarlı olması için önce Ford’a bakmanız lazım. Ali Koç Ford’da işçilerin sendika seçme özgürlüğüne neden müdahale edildiğini açıklasın.
Ford Gölcük fabrikasında bir başka sendikaya üye olduğu için işten atılan 88 işçiyi izah etsin Türk Milletine ve adalete.
Sizin özrünüz bile artık kabahatinizden büyük hale geldi.
Burjuva olarak önce eşitsizliği ve adaletsizliği kendi işletmelerinizden başlayarak minimuma indirmeye ne dersiniz? Yoksa “gerçek sorun kapitalizm” derken “bizler zavallı kapitalistler de sistem kurbanıyız” mı demek istediniz?
Biz Türk Milleti bunu yer miyiz? Siz kimi kandırıyorsunuz?
Son on dört yılda Tüpraş gibi, ağır silah sanayi gibi kıyak işleri nasıl aldığınızı siyasetle nasıl kol kola olduğunuzu ve ülkemiz ve milletimiz aleyhine nasıl faaliyetlerde bulunduğunuzu artık çok iyi biliyoruz.
Mustafa Koç cenazesinde Osmanlı sancağı ile kime nasıl kurtar bizi dediğinizi de biliyoruz.
Siz artık Türk Milletinin gözünde Türk Mevsimi ile terör ve dünya mafyasıyla gizli ve kirli işler çevirerek ihanet ettiğinizi belgeleriyle ortaya koyabiliyoruz.
Eninde sonunda bunun hesabını vereceksiniz, ve kamulaştırmalar ile Türk Milli ekonomisini kurarak eşitliği sağlayacağız.
Eşitlik siz ve sizin gibi olanların elinizi cebimizden çekmesiyle sağlanmış olacak.
Sermaye veya burjuva sınıfı ülkemiz ve milletimiz aleyhine en büyük çelişkidir.
Siyaset yetkiyi halktan alıp sermaye ile kol kola girerek vatanımız ve milletimiz aleyhinde daha fazla bu insafsız düzenin devam etmesi mümkün değildir.
Her günahın bir vebali olup o vebalin hesabının sorulacağı ve bedelinin ödeneceği bir zaman mutlaka gelecektir.
Bugün Cumhuriyet Savcılarının baskı sonucu görevlerini yapmamış olmaları kimseyi yanıltmamalıdır. Yarın işler tersine döndüğünde adaleti öldürenler daha çok adalet aramak zorunda kalacaklar. En başta da sermaye ve siyaset adalet aramak durumunda kalacaktır.
Hiçbir maddi güç iman gücünün karşısında dünya tarihinde kazanamamıştır.
İnsanlığın son ibreti sermaye zulmünün sonucu ilahi tecellinin kestiği faturayla yaşanmıştır. 19 Ocak 2016 tarihinde biten mahşer tufanı sonrası dünyadaki tüm sermaye adına zalimlerin ve işbirlikçilerinin sonunun geldiğinin ilanıdır. Bu ilahi faturanın ispatı Mustafa Koç’un hayatını bunu açıkladıktan sonra ibret adına kaybetmesidir.
Son söz;
“Türkiye Cumhuriyetinde üst akıl Türk Milletidir.” // Önder Karaçay
Dünya mafyasını kendisine üst akıl ve referans olarak görenlere bu söz tokat gibi cevaptır. Günü geldiğinde Türk Milleti bunu gerçekleştirecektir.
Önder Karaçay
Mobbıng Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Türk Mevsimi İhaneti // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

Türk Mevsimi İhaneti // Türk Fırtınası // Önder Karaçay

CEeKoU7W0AEyYyi
Türk Mevsimi İhaneti // Türk Fırtınası // Önder Karaçay
 
Türk Mevsimi ihaneti emperyalist bir proje olup 12 Eylül 1980 askeri darbesinin devamıdır.
 
Bu proje dünya mafyası ve içimizde dünya mafyasıyla işbirliği yapan sözde sanayici olarak bildiğimiz Tüsiad üyelerinin desteklediği ve ülkemizden baş sorumlusu Mustafa Koç iken bu ihaneti ilahi tecellinin kestiği fatura ile mahşer tufanı ve canlı helak ile ibret olmasından sonra birileri bu ihaneti kurtarmak adına şahsi çıkarları ve kendilerini kurtarmak adına bunu üstlenmenin yarışı içine girmişlerdir.
 
Bu ülkede 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle siyasi partilerin başına sermayenin kontrol ettiği kişiler geçmiştir. Her siyasi ideoloji bir projedir. Atatürk’ün kurduğu parti bile birileri tarafından işgal edilmiş ve bu partinin bazı üyeleri dünya mafyası toplantılarına Mustafa Koç’un talebiyle katılmıştır.

Terörü dünya mafyasıyla görüşmek sermayenin işi midir?
 
Cumhurbaşkanı eğer BOP eş başkanlığı projesi gibi Türk Mevsimi ihanet projesinin bir parçası değilse Türk Mevsimi ile DEAŞ terör örgütünü dünya mafyasıyla görüşen Mustafa Koç ve bazı siyasetçi, iş adamı ve gazetecilerin yıllardır katıldığı bu ihanetin hesabını neden sormamaktadır. Yasama da, Yargı da, Yürütme de bizim elimizde demekle olmuyor. Bütün bu erklerin hepsi Türk Milleti lehine iş yapmak zorundadır. Yapmıyorlarsa veya yapamıyorlarsa bunu engelleme suçunu kim işliyorsa onun hesabı da bir gün mutlaka sorulacaktır.
 
Son on dört yılda doksan yıllık birikimleri satarak ekonomiyi bu sermaye ve yabancı işbirlikçilerinin cebine aktaranlar 2002 yılında verdikleri sözü tutmamışlardır. % 34 oy almadan önce ne söz verdiler?
 
1) Siyasi Partiler Yasasını değiştireceğiz..Değişti mi? Hayır..
2) Vekil dokunulmazlığını kaldıracağız. Kalktı mı? Hayır.
3) % 10 seçim barajını kaldıracağız ya da oranı düşüreceğiz. Yapıldı mı? Hayır.
 
Şimdi bütün bunları ayrı ayrı neden söz verilip halkın kandırılarak sonrada unutulduğuna baktığımızda ve anladığımızda sorunun ne olduğunu çözmüş olacağız.
 
Öncelikle 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile halkın iradesinin ve temsil yetkisinin halktan alınarak siyasi parti başkanlarına verildiğini anlamadan gerisini anlamamız mümkün değildir.
 
O zaman otuz beş yıldır bu ülkede demokrasi olmadığını, dikta ve birilerinin emrinde milli ekonominin tahrip edilmesi adına birilerinin emrinde kişilerin belli partilerin başını tutarak sermaye çıkarına sözde iktidar, sözde muhalefet yaparak hepsinin aynı amaca hizmet ettiğini bilmezsek bugün yaşananın ne olduğunu anlayamaz, geleceğe doğru doğru kararlar alamayız.
 
Bugün hangi partide genel başkan değişirse değişsin oyun değişmediği müddetçe oyuncu değiştirmek Türk Milletinin aleyhinedir.
 
Öyleyse amaç nedir?
 
Amaç Cumhuriyet rejimini yıkmak, dinci ve tek kişi devleti kurmaktır.
 
Kanunlar gereği siyasi partilerle bağı kalmaması gereken Cumhurbaşkanı en büyük hukuksuzluğu yaptığı halde onun niyetine hizmet adına yargı bir diğer siyasi partinin kongresini icra dairenin aldığı hukuksuz kararla engelliyorsa orada başka bir oyun döndüğü ortadadır.
 
Bugün sahneye çıkan ve genel başkan olmak isteyenlere sormak isterim; on dört yıldır neden uyudunuz?
 
12 Eylül ürünü genel başkanların zaten birilerinin emrinde birilerine karşı özel görevli kişiler olduğunu bilmiyor muydunuz?
 
Biliyordunuz. Öyleyse yasa değişmeden, devrim olmadan oyuncu değişse ne değişecek?
 
Sizin amacınız ancak şudur şimdide bizi kullanın demektir.
 
Bunca yıl vekil olacaksınız, bu zihniyetin yanında olacaksınız, yaşanan garabetlere ses çıkarmayacaksınız, birileri yıprananları değiştirmeye kalktığında şimdi beni kullanın diye sahne alacaksınız.
 
Türk Milletinin buna karnı tok.
 
Oyun değişmeden oyuncu değişmesinin hiçbir anlamı yoktur.
 
Türk Milleti Türk Mevsimi oyununu bozuyor, birileri medya terörü gibi algı operasyonlarıyla halkın algısını değiştirerek yine kandırmaya çalışıyorlar.
 
Türk Milletinin sonunu siyasi parti ve oyuncu değişikliği değildir.
 
Türk Milletinin sorunu hukuksuzluktur.
 
Cumhurbaşkanının hukuksuz bir partinin başkanını değiştirmek, kongre yapma gibi karar aldırmasını görmezden gelip bir diğer partinin üyelerinin imzalarıyla yapılmasında hiçbir engel olmayan kongrenin yapılmasını icra dairesinin kararı ile vali ve polis engeliyle engellemek en büyük hukuksuzluk ve yargı eliyle hukuksuzluğun yasallaştırılması suçu işlenmektedir.
 
Asıl engellenmesi ve yapılmaması gereken kongre Cumhurbaşkanının hukuksuz müdahalesiyle yapılacak olan kongre de sonrasında seçilecek kim olursa olsun tartışmalıdır, hukuksuzdur. Anayasa suçudur.
 
Cumhurbaşkanın Anayasada Yazan Hukuki Görevleri Nelerdir?
 
Anayasada Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerinde bir partinin kongre kararının alınmasına müdahale etme görevi yoktur.
 
Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri ile nitelikleri, seçimi ve diğer hususlar Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 101, 102, 103, 104, 105 ve 106’ncı maddelerinde belirtilmiştir.
 
A. Nitelikleri ve Tarafsızlığı (Değişik madde 101) (*)
 
Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir.
 
Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.
 
Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile mümkündür. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partiler ortak aday gösterebilir.
 
Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.
 
B. Seçimi (Değişik madde 102) (*)
 
Cumhurbaşkanı seçimi, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması halinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde tamamlanır.
 
Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış bulunan iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
 
İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin ölümü veya seçilme yeterliğini kaybetmesi halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
 
Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder.
 
Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin usûl ve esaslar kanunla düzenlenir.
 
(*) 23/05/1987 tarihli ve 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun gereğince, halkoyuna sunulmak üzere 16/06/2007 tarihli ve 26554 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 16/10/2007 tarihli ve 5697 sayılı Kanunla değişik 31/05/2007 tarihli ve 5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 21/10/2007 tarihinde yapılan halkoylaması sonucu kabul edilmiş ve buna ilişkin Yüksek Seçim Kurulu Kararı 31/10/2007 tarihli ve 26686 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
 
C. Andiçmesi (Madde 103)
 
Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer :
 
Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve Milletin bölünmez bütünlüğünü, Milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, Milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.
 
D. Görev ve Yetkileri (Madde 104)
 
Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil eder; Anayasa’nın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.
 
Bu amaçlarla Anayasa’nın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır:
 
a) Yasama ile ilgili olanlar :
 
Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde açılış konuşmasını yapmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni gerektiğinde toplantıya çağırmak,
Yasaları yayımlamak,
Yasaları yeniden görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geri göndermek,
Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak,
Yasaların, kanun hükmündeki kararnamelerin,Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün, tümünün ya da belirli kurallarının Anayasa’ya biçim ya da esas yönünden aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açmak,
Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek,
b) Yürütme alanına ilişkin olanlar :
 
Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek,
Başbakanın önerisi üzerine Bakanları atamak ve görevlerine son vermek,
Gerekli gördüğünde Bakanlar Kurulu’na Başkanlık etmek ya da Bakanlar Kurulu’nu Başkanlığı altında toplantıya çağırmak,
Yabancı devletlere Türk Devleti’nin temsilcilerini göndermek, Türkiye Cumhuriyeti’ne gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek,
Uluslararası andlaşmaları onaylamak ve yayımlamak,
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanlığını temsil etmek,
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılmasına karar vermek,
Genelkurmay Başkanı’nı atamak,
Milli Güvenlik Kurulu’nu toplantıya çağırmak,
Milli Güvenlik Kurulu’na Başkanlık etmek,
Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilan etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak,
Kararnameleri imzalamak,
Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek ya da kaldırmak,
Devlet Denetleme Kurulu’nun üyelerini ve Başkanını atamak,
Devlet Denetleme Kurulu’na inceleme, araştırma ve denetleme yaptırmak,
Yükseköğretim Kurulu üyelerini seçmek,
Üniversite rektörlerini seçmek,
c) Yargı ile ilgili olanlar:
 
Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Askerî Yargıtay üyelerini, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek.
 
Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.
 
E. Sorumluluk ve sorumsuzluk hali (Madde 105)
 
Cumhurbaşkanı’nın, Anayasa ve diğer yasalarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır. Bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur. Cumhurbaşkanı’nın resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz.
 
Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin önerisi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.
 
F. Cumhurbaşkanına Vekillik Etme (Madde 106)
 
Cumhurbaşkanı’nın hastalık ve yurt dışına çıkma gibi nedenlerle geçici olarak görevinden ayrılması durumlarında, görevine dönmesine kadar; ölüm, çekilme ya da başka bir nedenle Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması durumunda da yenisi seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cumhurbaşkanlığı’na vekillik eder ve Cumhurbaşkanı’na ilişkin yetkileri kullanır.
 
Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer. O zaman partili Cumhurbaşkanı gibi söylemlerde hukuksuzdur ve suçtur. Bütün suçları kendi istekleriyle işlemişlerdir. Türk Milletinin görevi adalet ve hukuku talep etmektir.
 
Kanun tanımayan bir Cumhurbaşkanını Türk Milletinin bir ferdi olarak tanımıyorum. Önce sınırını ve haddini hukuktan almalıdır her temsil görevi ve hesap vermelidir.
 
Yeminde Türk Milleti adına namus ve şeref üzerine hukuka saygılı görev yapacağının sözü verip uymamak vatana da millete de ihanettir.
 
Anayasa Mahkemesinin kararını tanımıyorum diyen kendisidir.
 
Ülke biraz karışabilir demesi de hem yemine göre suçtur, hem Anayasaya göre suçtur, hem de evren hukuk ve insan hakları açısında ülkeyi iç karışıklığa sevk etmek niyetli kötü niyetli bir suçtur.
 
Gezi eylemleri sırasında da aynı suçları işlemiştir. % 50’yi evde zor tutuyorum demek halkı sokağa dökmek ve iç savaşı körüklemek niyetli kötü bir söylemdir. Böyle söylemleri olan bir niyetin Cumhurbaşkanlığı adaylığının Yüksek Seçim Kurulu tarafından uygun görülmüş olması da hukuksuzdur. Ve aynı tür suçları işlemeye devam etmektedir.
 
Başbakanı atamak veya istifasını kabul etmek görevidir. Yalnız bir parti başkanına kongre kararı aldırmak görevi olmadığı gibi kanunsuzdur, hukuksuzdur ve suçtur.
 
Bugün vekil dokunulmazlığının kaldırılmasını bile diğer partileri kendi niyetine hizmet amaçlı kullanmak isteyen bir zihniyetle karşı karşıyayız.
 
Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu adında birini Atatürk ve devrimlerinin düşmanı olduğu halde sermaye adına Atatürk’ün partisini işgal edenlere Kemal Derviş denen 2001 yılı krizinde bankalarımızı sattıran, alış veriş merkezleri açacaksınız diyen, üretimi bırakın, ithal edin diyen milli ekonominin sonunu getirerek uygulamaları yapan birinin sözü ile aday gösterdi diğer parti bizde destekleyeceğiz dedi, sonra diğer parti o şahsı vekil yaptı. Bundan büyük oyun mu olur?
 
Amaç bugün ki Cumhurbaşkanını seçtirmek, Cumhuriyeti yıkmaktı. Hepsi dolaylı aynı amaca hizmet ettiklerini bugün çok daha net görülmüştür.
 
Türkiye Cumhuriyetinde Siyasi Partilerin ömrü bitmiştir. Cumhurbaşkanlığı makamında hukuksuz ve suç işleyen bir niyet yargının görev yapamaz hale getirilmiş haliyle Türk Milletine karşı ettiği yemin ve Anayasaya aykırı işlere girişmiş suç işlemiştir. Bu suçları işlemesinde Başbakan iken on dört yılda işlediği diğer suçları kapatmak, örtbas etmek niyetiyle kendi şahsi çıkarı adına devletin ve milletin kaderiyle oynamaktadır.

Önder Karaçay
Mobbıng Bank Türk Fırtınası Sır Kitabın Yazarı